| 11. Kuzey Ülkeleri Beslenme Konferansı |
|
| Salı, 28 Haziran 2011 10:00 |
|
En son Kopenhag'da 3 sene önce gittiğim Kuzey Ülkeleri Beslenme Konferansına (Nordic Nutrition Conference) bu sene Helsinki'de katıldım. Konferanstan öğrendiklerimi özet halinde kısaca sizlere bildirmek istiyorum. Ama ilk olarak benim için en can alıcı yerinden başlamak istiyorum. Bu yazıyı özellikle ufak çocukları olanların okumalarını tavsiye ediyorum. Konferansın son günü beslenme bozuklukları üzerine olan 200 kişilik yatılı bir merkeze gittik. Sadece hastaların dördü erkek, diğerleri hep kadındı. Genelde kadınlarda yeme bozuklukları daha sık görülüyormuş. Malum erkekler görüntüleriyle ilgili daha az takıntılı oluyorlar. En azından benim ve Finlandiyalıların gözlemlediği kadarıyla böyle Bu merkezin açılma sebebi, hastanelerin bu tip hastaları iyileştirmede yetersiz kalmalarındandır. Özellikle anoreksik olanlar hiçbir şekilde tam anlamıyla psikolojik olarak iyileşemediklerinden, hastanede kendilerine damar yolundan verilen besinler sadece kilo almalarına yarıyor, ama zihinlerini değiştirmelerinde yardımcı olamıyor. Wikipedia'da anoreksiya nervoza rahatsızlığı için şöyle bir açıklama yapılmaktadır: 'Özellikle genç kadınlarda görülebilen, yemek yememek, çok az uyumak, buna rağmen çok aktif olmakla beliren psikolojik bozukluk.' Hastalar, merkezde iyileşebilmek için ortalama üç sene kalıyorlar. İlk bir sene dışarı çıkma izinleri yok denecek kadar az oluyor, çünkü dış dünyaya açıldıklarında eğer tam anlamıyla kendilerini hazır hissetmezlerse hastalıkları başladıkları noktalara geri dönebiliyor. Bu hastalığın tam anlamıyla nasıl olduğunu, ilerlediğini ve kişide ne gibi hasarlar bıraktığını anlayabilmemiz için 10'ar kişilik gruplara ayrıldık. Her grup için iki tane anoreksik olan kişi bizlerle hastalıklarını, neler yaşadıklarını ve hissettiklerini paylaştılar. İşte o anda bugüne kadar hep kilo sorunu olan kişilerle ilgilenen ve o tarz yerlerde çalışan ben, ilk defa gerçek hayatta anoreksik bir kişinin ağzından birebir neler yaşadığını duyuyordum. Adı Martta'ydı. O konuştukça benim gözlerim doldu. Nasıl yani? Nasıl olabilir böyle bir şey? dedim. Martta beş yaşındayken doktora gidiyor. Doktor, annesine dönüp 'Kızınızın biraz kilo vermesi gerek' diyor. Kötü niyet yok tabii, kim der ki doktor böyle dedi diye bir çocuk anoreksik olacak? Ama Martta çok hassas bir çocuk. O andan itibaren hep aynanın önüne geçip karnına bakıyor: 'Karnım çok büyük, ufalmalı' diyor kendi kendine. Daha sadece beş yaşında! Sonra normal yediğinden az yemeye başlıyor kendince. 8 yaşındayken ailecek bir tatile gidiyorlar. Eve döndüklerinde Martta'yı tartıya çıkarıyorlar. Martta tatilde iki kilo almış. O akşam ailesi pizza yerken o sadece havuç yiyor. Sonra Martta kendine söz veriyor: 'Ben artık hiç çikolata, dondurma gibi tatlıları tüketmeyeceğim.' Eve bu tip gıdalar alınırsa kıyameti koparıyor. 8 yaşından itibaren bir daha hayatında ağzına bunları koymuyor. Ailesi ilk seviniyor: 'Ne güzel, dikkat ediyor' diye. Nereden bilebilirdiler ki Martta anoreksik olma yolunda? Okulda ve diğer aktivitelerde çok başarılı olan Martta tam bir mükemmelliyetçiydi. Her şey ama her şey vücudu dahil olmak üzere mükemmel, kusursuz olmalıydı. Gittikçe daha da az yemeye başlıyor Martta. Sonra yatmak dışında oturamaz oluyor. Televizyonu ayakta izliyor, kitaplarını ayakta okuyor, çünkü oturursa pişmanlık duyuyor. Hareketsiz kalmak ona kilo aldırıyor diyor içindeki anoreksik Martta. Yedikleri o kadar azalıyor ki 10 yaşında hastaneye yatıyor. Orada zorla besliyorlar ama çıkınca yine yememeye başlıyor. En son tekrar hastaneye yattığında 15 yaşında. Boğazından boru geçirerek beslemeye başlıyorlar. Borular boğazını o kadar acıtıyor ki, borulardan kurtulmak için zorla yemek yemeyi kabul ediyor. Hastaneden çıkar çıkmaz tekrar yemeyi kesiyor. Günde 20 kez 30 kez tartılmaya başlıyor. En sonunda 16 yaşında okuldan ayrılıp bu merkeze gelip yatıyor, çünkü kim ne derse desin o kendini hep ŞİŞMAN görüyor. Martta içinde iki kişilik olduğunu söylüyor. Ona hiçbir şey yememesi gerektiğini söyleyen 'anoreksik Martta' ve onunla savaş veren, esasında yemenin çok normal olduğunu söyleyen Martta. 24 saat bu çatışmanın ne kadar yorucu olduğunu, bir kere içinize bu anoreksik Martta girdi mi çıkmasının ne kadar zor olduğunu söylüyor. Birisi ona saçın çok güzel olmuş dediğinde ya da başka bir komplimanda bulunduğunda, anoreksik Martta diyor ki: 'Hımmm, demek kilo aldım, onu söylememek için böyle söylüyorlar.' 'Anoreksik Martta'nın' her söylenene bir cevabı ve yememesi için hep nedenleri var. Bu merkezde hastalar tartıya çıktıklarında kaç kilo olduklarını sadece hemşireler görüyor, çünkü tartı onlar için bir kabus. Martta, üç ay sonra ilk defa ailesini ziyarete eve gittiğinde tartıyı arıyor ama bulamıyor. Aile bu sefer hazırlıklı, tartıyı saklıyorlar. Martta sadece merkezde yapılan yemeklere güveniyor. Dışarıda başka hiçbir yerde yemek istemiyor. Aile, merkezden liste alıyor ve yemekler ona göre yapılıyor. Martta tatilden sonra merkeze geri dönüyor. Daha henüz okula dönmeye ve dışarıdaki hayata hazır olmadığını görüyor. 'Bu öyle bir hastalık ki her yere her an taşıyorsunuz ve bir kere içinize girdi mi çıkması imkansız oluyor.' diyor. Merkez yetkilisine soruyorum: 'Ortalama ne kadar süre kalıyor gelen hastalar?' Cevabı üç sene kadar oluyor ve merkezden ayrıldıktan sonra hastaların takiplerinin zor olduğundan, iyileştirme başarılarının ne kadar yüksek olduğunu bilmiyor. Hastaların çıkarken iyi hissetiklerini, belirli bir kiloya eriştiklerini ve bayanlarda regli durumunun düzene girdiğini belirtiyor. Fakat anoreksiyanın en ufacık bir sözle, yaşanan olayla tekrar harekete geçebileceğini sözlerine ekliyor. Genelde anoreksik olan kişilerin çok hassas, kırılgan ve mükemmelliyetçi bir yanları olduğunu söylüyor. Onların iyileşmesinde, merkezde psikiyatrist, hemşire, beslenme ve spor uzmanlarının uyumlu bir ekip oluşturması çok önemli rol oynuyor. Eğer etrafınızda anoreksik bir kişi tanıyorsanız, lütfen sadece hastaneye yatırmakla yetinmeyin. Onun iyi bir psikiyatriste, iyi bir beslenme uzmanına ve aynı zamanda da çok iyi bir spor eğitmenine ihityacı olduğunu muhakkak göz önünde tutun. Martta'yla resim çektirmeye çekiniyorum. Onu rahatsız etmekten korkuyorum. Ama hayatında ilk defa böyle bir konuşma yapacağını söylediği anneannesi ondan bir grup resmi istiyor. Onun kamerasında resim çekiliyor. Rica ediyorum: 'Martta resimi bana e-mail atar mısın?' diye soruyorum. O da 'Evet' diyor. Gelmez diye beklemediğim resim geliyor. Yazının sonunda bana atmış olduğu maili resmimizi görebilirsiniz. (Benim yanımda inci kolyeli olan kişi Martta) Oradan ayrılmadan bana 'Lütfen başkalarına bu konuyla ilgili yardımda bulun. Bu çok zor bir hastalık' diyor. Hep obezite ile ilgilenen 'ben' için yeni bir ufuk, yeni bir kapı aralanıyor. İşte bu andan sonra 'İyi ki gelmişim bu konferansa' diyorum. Sadece bu konuşma nelere bedeldi benim için... Konferansta başka neler konuşuldu?
|




0 yorum girilmiş...