|
Pazar, 08 Ağustos 2010 22:55 |
|
Bir beslenme uzmanı olarak en fazla karşılaştığım sorulardan birisi 'Spor Şart mı? Yapmasam olmaz mı? Sporsuz kilo versem ne olur?' Fakat bu sorulardan en güzeli de 'Ne kadar süre yapmam gerekiyor? 3 ay yeterli mi yoksa daha mı fazla?' Ben de seneler önce bundan 30 kilo daha fazlayken spora hep bu gözle bakardım. Öğrencilik yıllarımda oturduğum ve okulum civarlarında yazılmadığım spor salonu sanırım kalmamıştır. Birine üye olurdum, neymiş efendim yüzme havuzu varmış ve aquagym (havuzda jimnastik) dersi veriliyormuş. Bir ay düzenli giderdim sonra bir bırakırdım, tam bırakırdım. O gittiğim bir ayda da suyunu çıkartır, neredeyse her gün giderdim. Sonra başka bir spor salonunda inanılmaz spinning (kondisyon bisikletiyle grup dersi) dersleri varmış. Gidenlerden bir kaç tanesi ilk hafta hemen 3 kilo vermişler, hem de, hem de....yediklerine hiç dikkat etmeden. Haydaaaaa kilo verme telaşesi var ya içimde, bu sefer de gider o salona yazılıverirdim. Bu hevesim de maksimum bir ay sürdükten sonra başka arayışlar içine girerdim. Seneler bana şunu öğretti: 'Spora bırakılmak üzere başlanılmamalı, hakikaten bir hayat tarzı haline getirilmeli.' İnsan hiç dişlerini fırçalamaya başladığında bir beyazlasınlar bir daha fırçalamayacağım der mi? Ya da bir müddet beni idare etsin sonra yine fırçalamaya başlarım? Umarım dişlerinizi düzenli fırçalayanlardansınızdır. İnsanlar çoğu zaman spor yapanlara dıştan baktıklarında: 'Ne güzel! Fit, sağlıklı, sıkı ve kaslı bir vücuda sahip' derler. Ama bir de sporun vücudumuzun içinde yarattığı öyle faydalar vardır ki, bunlar hakikaten saymakla bitmez. Spor esnasında vücut endorfin adlı hormonu (halk dilinde mutluluk hormonu) ürettiğinden insan kendini ruhen de çok daha iyi hisseder. Stres ve depresyona iyi gelir. Genelde psikiyatristler reçetelerinde anti-depresan ile birlikte sporu da yazarlar. Eğer çok klinik bir vaka değilse sadece spor yapmayı önerirler. Yani siz düşünün artık sporun sizin ruhunuza ne kadar iyi gelebileceğini. Fiziksel olarak ta: Kemik erimesi, kolon kanseri, kalp rahatsızlıkları, yüksek tansiyon, ve şeker hastalığı gibi rahatsızlıkların oluşma riskini de oldukça düşürür. 10 sene önce kilo vermek amacıyla başlamış olduğum pilates bende bağımlılık yarattı. İlk olarak vücudumdaki değişikliği ve kifozuma (halk dilinde kamburluk) ne kadar iyi geldiğini gördüm. Ardından ruhumun buna ne kadar ihtiyacı olduğunu anladım. Şimdi ise daha da fit olmak istiyorum. 2 senedir evliyim, ve evlendikten sonra eşimin oturduğu 80 senelik tarihi bir binaya taşındım. Her gün en az bir kere 3 kat dik merdiveleri çıkmak zorundayım. İki senenin sonunda bu merdivenlere alıştığımı düşünebilirsiniz. Ama hayır, ben hala nefes nefese kalıyorum. Geçenlerde bu durum beni daha da rahatsız etmeye başlayınca hemen telefonu alıp Hakan Demiray'ı aradım. Geçen sene birlikte sunduğumuz NTV programından beri sürekli bana 'Didem, senin pilatesin dışında biraz da kardiyo ve fitness yapman gerekiyor' diyip duran Hakan'ı en sonunda aradım ve şöyle dedim: 'Hakan, artık hazırım. Ben bir şeye bırakmak için başlamam. Şimdi başlıyorum, artık kaç sene birlikte çalışırız Allah Kerim' O da 'Tamam, ne zaman başlıyoruz?' diye sordu. '21 Temmuz 2010' Heyecanla 21 Temmuz'u bekliyorum... Tabii ki pilatese de devam!!! |
|
Pazartesi, 05 Nisan 2010 20:04 |
|
Aşağı yukarı iki ay kadar önce New York'a, bu dünyadaki en yakın dostlarımdan birisi olan Adele'i ziyarete gittim. Adele ve ben, New York Üniversitesinde birlikte beslenme üzerine yüksek lisansımızı (master) yapmıştık. Adele ile tanıştığımda daha yeni 6 aylık evliydi, şimdi ise 10 senelik evli ve 6, 3 ve 1 yaşlarında üç çocuğu var. Size bunu söylememin nedeni, onu her ziyarete gittiğimde çocuklarına hep değişik sağlıklı alternatifler sunduğunu görmemdir. Bu gidişimde de farklı birşey olmadı. Saat farkından dolayı herkes uyurken ben sabah 5:00'te uyandım ve Türkiye saati öğlen 12:00 olduğundan karnım guruldar şekilde buzdolabını açtım. Veee bir de ne göreyim 'hemp milk' diye organik süt var dolabın içinde. Hemen müsli aldım ve bu merak ettiğim süt ile karıştırdım. Tadı gayet güzeldi. Besin değerlerine de bir göz atayım dedim. Ama zaten eğer Adele'in buzdolabında yer alıyorsa sağlıklı olacağından hiç şüphem yoktu. Sabah Adele uyanınca, ilk işim marihuana sütünün dolaplarında ne aradığıydı 'Yoksa çocukların bundan dolayı mı sürekli mutlu mesut ortalıkta dolanıyorlar?' diye de bir espri yaptım. O da marihuana bitkisinden yapılan bu sütün esasında çok faydalı olduğunu, özellikle bir yaşındaki oğluna verdiğini belirtti. Çocuklar büyürken beyinlerinin gelişiminde yağ tüketimi çok önemli bir rol oynar. Fakat tüketilen total yağın ne tür olduğu çok önemlidir. 1 bardak inek sütündeki doymuş yağ oranı %28 iken marihuana sütünde bu oran sadece yüzde 5'tir. Doymuş yağ tüketiminin vücuda verdiği kalp rahatsızlıkları ve kanser gibi birçok zararlarını göz önüne alırsak ne kadar az doymuş yağ tüketirsek o kadar daha sağlıklı olabileceğimiz de bir gerçektir.
-
-
-
İnek sütünde demir bulunmadığı gibi fazla tüketimi de vücuttaki demir emilimini azaltır. Oysa marihuana sütünde çok yüksek seviyede demir de bulunmaktadır. Birçok çocukta demir eksikliği yaşandığını göz önüne alırsak marihuana sütünün başka bir güzel tarafını daha görmüş oluyoruz. Kalsiyum ve protein oranlarının daha düşük olması benim için çok fazla birşey ifade etmiyor, çünkü çocuklar her zaman protein ve kalsiyum ihtiyaçlarını başka gıdalardan kolaylıkla temin edebilirler. Fakat demir ve sağlıklı yağ tüketimini karşılamak çok daha zordur. Henüz Türkiye'de marihuana sütüne rastlamadım. Ama belki bu yazıyı okuyan birisi böyle sağlıklı bir içeceği Türkiye'ye getirtir, ya da burada üretimini hayata geçirir. 1 Bardak Marihuana Sütü 1 Bardak İnek Sütü 110 kalori 146 kalori 7 gr yağ 8 gr yağ 1 gr doymuş yağ 5 gr doymuş yağ 0 mg kolesterol 24 gr kolesterol 1 gr lif 0 gr lif 5 gr şeker 13 gr şeker 5 gr protein 8 gr protein %20 demir %0 demir %2 kalsiyum %28 kalsiyum
|
|
Pazartesi, 19 Ekim 2009 11:36 |
|
Geçenlerde Divan için özel bir menü hazırlayan usta şef Mark Decker ile birlikte öğlen yemeği için buluştum. Kendisi aynı zamanda Ali Koç'a da sağlıklı yemek konusunda özel danışmanlık yapıyormuş. Türkiye'ye yerleşmeden önce Almanya'daki meşhur Buchinger adlı klinikte çalışan Mark burada karşılaştığı bazı zorluklardan bahsetti. Bu zorluklardan bahsetmeden önce öğlen yemiş olduğum inanılmaz lezzetli RAVİOLİ'den bahsetmek istiyorum. Kepekli undan hazırlanmış raviolinin içinde bulunan zeytinyağından peynirine kadar hepsi organik ve doğaldı. Tabii içinde hiç katkı maddesi bulunmayan bu yemeği yedikten sonra insan kendisini inanılmaz tok hissediyor. Ben her ne kadar ravioli'den sonra tatlıların tadına bakmak istediysem de raviolinin ağzımda ve midemde bırakmış olduğu güzel hissi bozmak istemedim çünkü aynı zamanda gayet güzel doymuştum da... İşte burada değinmek istediğim nokta şu: yediğim ravioli hiçbir şekilde düşük kalorili değildi ama içerdiği yoğun besin değerinden dolayı tüm hücrelerim doymuştu. Öğlen yediğim bu yemekten sonra tüm gün bir daha hiçbirşey yemek istemedim. Burada şunu görüyoruz: İnsanlar düşük kalorili yiyecekler tüketirlerse daha iyi olacağını düşünüyorlar ama çoğu zaman düşük kalorili gıdalarda adam gibi besin değeri olmuyor. Bu sefer de vücut sürekli sizlerde yeme isteği uyandırıyor. Ya da yüksek kalorili ama yine besin değeri düşük gıdalar tüketiyor olabilirsiniz. Örnek: patates kızartması, beyaz undan yapılmış makarna vs yediniz.. Tamam o an için doydunuz ama 2 saat sonra tekrar hemen acıkıyorsunuz sanki hiçbirşey yememiş gibi. İşte bunun da nedeni hücreleriniz hiçbir zaman doymamıştı ve doymak için ihtiyacı olduğu vitamin ve mineralleri aramaya devam ediyor. Gün içinde diyelim bir dilim pasta 1500 kalorilik pasta yediniz. Muhakkak acıkırsınız ve gün içinde başka şeyler yersiniz. Ama bunun yerine 600 kalorilik taze sıkılmış sebze suyu içtiniz. Sizi ertesi güne kadar rahat rahat götürür ve hiç acıkmama şansınız yediğiniz pastaya oranla inanılmaz yüksektir... Hücrelerinizi doyurdunuz, onlar artık rahata erdiler ve bundan dolayı sizi rahatsız etmeyeceklerdir. Organik ve doğal gıdalarda katkı maddeleri olmadığından dolayı hücreleriniz daha rahat doyacaktır. Oysa yediğiniz bir hamburgerde et sizin önünüze gelene ne gibi değişimler yaşıyor biliyor musunuz? İneklere büyüme hormonu ve başka hormonlar veriliyor ki hayvanlar bir an önce büyüsünler ve etleri gelişsin. Hareket alanlarını kısıtlıyorlar ki çok hareket edip yediklerini yakmasınlar. Siz kendinizi düşünün, hiç kıpırdamadan, kaslarınızı çalıştırmadan, oturduğunuz yerde durmadan yemek yiyorsunuz ve hormon alıyorsunuz. Sizce ne kadar sağlıklı olabilirsiniz? Mark'ın yapmış olduğu yemekler düşük kalorili olmayabilirler, tabii aralarında düşük kalorili olanlar da vardır. Ama önemli olan sağlıklı yemenizdir. Sağlıklı yediğiniz zaman otomatikman az yersiniz. Bundan dolayı sağlıklı yemek eşittir diyet yemek kesinlikle değildir. Ben sizin diyet yemenizden ziyade her zaman sağlıklı yemenizden yanayım. Geçen öğlen ravioli yediğimde hem RUHUM doydu, hem de vücudum. Mark ile 1.5 saate sıkıştırmaya çalıştığımız hem yemek hem sohbet esnasında bana şunu söyledi: 'Didem, Türkler yemek konusunda daha tutucular ve değişik lezzetleri tatmakta zorlanıyorlar.' İnanılmaz güzel hazırlamış olduğu menü yakında Divan menüsünden kalkacakmış çünkü çok talep yokmuş. Tabii bizim insanımız alışmış olduğu schnitzel, hamburger, pide ve lahmacununun dışında başka lezzetleri denemeye korktuğundan bu güzelim özenle hazırlanılmış sağlıklı menü raflara kaldırılmak üzere. Sizden ricam, lütfen yeniliklere, yeni lezzetlere açık olun, çocuklarınızı da bu yeniliklere alıştırın. Bugün cafelere gittiğimizde hep fiks menüler görüyoruz: pizza, makarna, hamburger, dürüm ve salatalar.... Bunların çoğu bizi doyurmuyor, hepsi boş kaloriler ve biz hızla kilo almaya devam ediyoruz. |
|
Çarşamba, 24 Haziran 2009 15:11 |
|
Sütle ilgili uzun yıllardan beri tartışmalar devam eder. Geçenlerde yaşam koçu olan arkadaşım Hakan Arabacıoğlu bu konuyla ilgili çok güzel bir yazı yazmış. Ben de bu yazıyı sizlerle paylaşmak istedim. Yazıyı okuduktan sonra süt içmeli mi yoksa içmemeli mi seçimini de sizlere bırakıyorum. Sağlık dolu günler sizlerle olsun. Hakan Arabacıoğlu'nun farklı ve bilgilendirici yazıları için www.zestcoaching.com sayfasından faydalanabilirsiniz. İşim sorgulanmayanı sorgulatmak...
Merhaba,
Birçoğumuzun nedenini veya gerçekliğini hiç sorgulamadan kabul ettiği o kadar çok şey var ki hayatımıza yön veren.
Milyoner Aklın Sırları adlı kitaptan küçük bir alıntı yaparak başlayayım:
Kadının biri akşam yemeği için jambon pişirirken jambonun her iki ucunu da kesiyormuş. Bunu görünce şaşıran kocası, neden iki ucu da kestiğini sormuş. Kadından "Annem böyle pişirirdi" cevabını almış. Rastlantı bu ya, kadının annesi o gece onlara yemeğe gelmiş. Kendisine jambonun neden her iki ucunu da kestiğini sormuşlar. O da "Annem böyle pişirirdi" demiş. Sonuçta anneanneye telefon ederek aynı soruyu sormuşlar, anneannenin cevabı ne olmuş dersiniz? "Çünkü tencerem çok ufaktı!"
Yıllar önce epey araştırdıktan sonra sütle ilgili bir çeviri yapıp internette bir iki e-posta grubuna göndermiştim. Çeviri kısaca süt ve süt ürünlerinin sağlığa faydalı değil zararlı olabileceğini anlatıyordu. Ana çıkış noktası da doğaydı. Doğada hiçbir hayvanın başka bir hayvanın sütünü içmiyor. Ergenlikten sonra süt içen hayvan bulunmuyor. İnsan vücudunda sütü sindiren enzim ergenlikten sonra vücut tarafından neredeyse hiç üretilmiyor. O zaman biz niye içiyoruz?
Böyle nedeni veya gerçekliği hiç sorgulanmadan kabul edilen o kadar çok şey var ki hayatlara yön veren. Sütü sevmediği, midesi gaz yaptığı halde süt içen insanlarla dolu bir dünyada yaşıyoruz... Neden? Süt iyidir dendiği için. Jambonu pişirirken iki ucunu kesen insanlar var. Neden? Annesinden böyle gördüğü için.
Dev endüstriler tarafından mesaj bombardımanına tutulduğumuz, biraz da neyi niye yaptığımızı unuttuğumuz bir dönemi yaşıyoruz. İşte benim işim, sorgulanmayanı sorgulatmak. Neden yaptığınızı bilmediğiniz ezberlerinizi bozmak... Kendinizi ortaya çıkarmak... Ne istediğinizi size keşfettirmek ve onu yapmanıza destek olmak...
Sevmediğiniz halde, sağlıklı dendi diye içtiğiniz sütü bırakma zamanı artık... Hakan Arabacıoğlu
|
|
Cumartesi, 11 Nisan 2009 17:00 |
|
Geçen hafta NTV’de yayınlanan 5 kere 5 adlı program için sinemada yenilebilecek değişik alternatifleri inceledim. Bunlardan bir tanesi Türkiye’ye yeni gelmiş olan donmuş yoğurttu. Diğer tatlılara göre çok daha az kalorili ve şekerli olan donmuş yoğurt daha sağlıklı bir alternatif. Aklınızda olsun… Bir de başka stand’da taze meyvaların üzerine isteğinize göre sütlü, bitter veya beyaz çikolata koyuyorlardı ki dillere şenlik Kalorisi yüksek olabilir ama inanılmaz lezzetli. Eğer ruhum doysun derseniz kesinlikle tavsiye ederim. Ama bence filmden önce tadına vara vara hissederek yemenizi tavsiye ederim. İyi seyirler! Şimdi gündemimde Malezya’da 23-25 Nisan arası olacak Uluslar arası Diyetisyenler Birliği Konferansı var. Dönüşte taptaze bilgiler ve klinik çalışmalarla gelmeyi ve sizlerle paylaşmayı planlıyorum. |
|
|