×

Hata

Error the gallery with an id of: 22 is not published

kilo vermek

  • (Kilo sorunu yaşayan ve diyabet hastaları için özel program)

    Ben New York’ta kilolarımla savaş halindeyken annem ve yakın bir arkadaşı da  İstanbul’da aynı savaşı veriyorlardı. Uzun araştırmalardan sonra Structure House’un zayıflama konusunda çok başarılı olduğunu öğrendim. Hemen bir aylığına burada bir yer ayarladık. Ufak apartman dairelerinde kalma gibi bir seçeneğimiz olduğundan, biz iki oda bir salondan oluşan bir daire seçtik kendimize. Dairemiz gayet komforluydu ve tüm ihtiyaçlarımızı karşılıyordu. Gittiğimizin ertesi sabahı aç karnımıza hemşirenin yanına kan vermeye gittik. Tiroidlerimizden kolesterole kadar tüm tahlillerimiz yapıldı. Gün içinde çıkan sonuçlara ve kilomuza göre beslenme uzmanı bize kaç kalorilik neler yiyebileceğimizi anlattı.

    Haftabaşında elimize verilen yemek listesinden tüm hafta kahvaltı, öğlen ve akşam ne yiyeceğimizi kalori limitimize göre seçiyorduk. Verdiğimiz listeye bakılarak her öğün önümüze seçtiğimiz yemek konuluyordu. Araöğünler yoktu. Ama işin en komiği eğer birimiz diğerine göre daha lezzetli bir yemek seçtiyse çok bozuluyorduk ve gözümüz ondakinde kalıyordu.  Genelde yemek sonrası bir meyva veriyorlardı. Biz o meyvayı acıktığımız başka saatlere saklıyorduk.

    Herkesin kendine ait bir kartı vardı ve lobide duran tartıda her sabah gidip kartımızı geçirip tartılıyorduk. Kart günde sadece bir kere tartılmamıza izin veriyordu. Sanırım tartılmayı saplantı haline getirmemiz için bu yapılmıştı. Malum insan kilo verme odaklı oldu mu, tuvalet öncesi, sonrası, yemekten önce-sonra, sabah uyanınca, akşam yatmadan gibi gün içinde 500 kez tartılmak isteyebiliyor.Smile

    21 diyetisyen didem kanca ustay 22 diyetisyen didem kanca ustay 40 diyetisyen didem kanca ustay 41 diyetisyen didem kanca ustay 42 diyetisyen didem kanca ustay
    43 diyetisyen didem kanca ustay        

    Her sabah 7:00’de ormanda bir saatlik sabah yürüyüşümüz vardı. Temiz havada kahvaltı öncesi yürüyüş iyi geliyordu. Hava sabah saatlerinde daha nemli olduğundan ufak incecik yılanlar yürüyüş yaparken önümüzden kıvrılarak geçiyorlardı. İlk sabah çok korktum ve yadırgadım ama sonrasında alıştım, onların geçmesini bekleyip yürüyüşüme öyle devam ediyordum. Gün içinde çeşitli egzersiz dersleri vardı. Canımız isterse sevdiğimiz yapabileceğimiz derslere katılıyorduk.

    Bir hafta sonra ablam da Washington DC’den bizi ziyarete gedi ve 10 gün kaldı. 3 kişiden 4’e çıkmış olduk. Arabayla gelmesi çok iyi oldu, çünkü yoksa sırf merkezde kalınca insanın canı çok sıkılıyor. Gerçi haftanın belli günleri bazı geziler oluyordu, ama yine de her akşam saat 6:00’da yemek bittikten sonra canımız sıkılıyordu. Altımızda araba olunca gezmeye başladık.

    Eğer buraya gidip programa uyup size verilen besinler dışında başka birşey yemezseniz muhakkak kilo verirsiniz. Yemekler fena değil, sabah yürüyüşleri muhteşem, fakat egzersiz dersleri biraz zayıf, çünkü seviye farkları yok. Aşırı kilolularla aynı derste olunca insanın temposu ona göre düşebiliyor. Yürüme mesafesinde hiçbir şey yok, araba şart. Kilo vermek için merkez arayan kişilere kesinlikle tavsiye edebileceğim bir yer. Uzman doktor ve hemşireler kontrolünde tüm görüşmeler ve toplu konuşmalar gerçekleşiyor.

  • İçindekiler:
    2 kabak
    2 yumurta
    1 yemek kaşığı kepekli un
    2 yemek kaşığı beyaz peynir
    1/2 çay bardağı süt
    1 çorba kaşığı zeytinyağı
    Damak tadına göre karabiber ve tuz
    İsteğe göre nane, maydonoz ve dereotu eklenebilir

    Yapılışı:
    Kabakları çiğ olarak rendeleyin. Tüm malzemeleri rendelenmiş kabaklara ekleyip karıştırın.
    1 çorba kaşığı zeytinyağı teflona koyup omlet şeklinde çift taraflı pişirin. Tamamen kurutmadan, içi hafif sulu kalacak şekilde pişirirseniz daha lezzetli olur.

    1 kişilik kalori:146
    1 kişilik protein:10 gram

    Smile Kalsiyum   Smile Fosfor   Smile Potasyum   Smile Magnezyum   Smile Vitamin A   Smile Folik Asit

  • Kim demiş cips yiyemeyiz diye? wink Kendi sağlıklı cipsinizi kendiniz yapın. İşte tarifi, hem de çok basit

    4 elma + 2 tatlı kaşığı tarçın 

    Fırını 100 derecede ısıtın. Elmaları incecik dilimleyin. Yağlı pişirme kağıdının üzerine dizin ve üzerlerine tarçın serpin. 1 saat pişirin sonra elmaları ters çevirip 1 saat daha pişirin. Soğuduktan sonra hava almayan cam kapta saklayın. Uzun müddet bozulmaz.

    12 cips 49 kalori, 0 yağ, 3 gram lif, 9 gram şeker, 100 mg potasyum, 10 mg fosfor. Afiyet olsun kiss

  • İçindekiler:
    1 havuç (soyulmamış)
    2 enginar
    1 diş sarımsak
    1 hindiba
    1/3 ufak kavun (çekirdekleri çıkartılmış, dilimlenmiş ve kabuklarıyla beraber)
    1 çay kaşığı zencefil

    Kalori: 282

    ***Aynı zamanda bağışıklık sistemini kuvvetlendirmek ve kalbi korumak için de muhteşem bir karışım.

    Smile Vitamin A  Smile Vitamin C  Smile Potasyum  Smile Magnezyum  Smile Kalsiyum

  • Bundan bir kaç ay önce eşim Murat'a bir yerlere tırmanma hevesi geldi. Ve de sanırım 37 yaşında olduğundan 40 yaş sendromuna girmeye başladı. Sürekli 'Yaşım geçiyor, şimdi bir dağa tırmanmazsam bir daha bir yerlere tırmanamam' diye sabah akşam söylenmeye başladı. Yaklaşan Şeker (Ramazan) Bayramı tatilinde de hiçbir şekilde ödün vermeden herhangi bir dağa tırmanmamız konusunda ısrar etti. Ben de ya ona eşlik edecektim, ya da ikimiz de farklı programlar yapacaktık. Bunun üzerine 'peki o zaman ben de sana eşlik edeyim' dedim. Tabii kendimi ne gibi bir çılgınlığın içine attığımın farkına varmadan. (Yazının sonundaki resimlere bakmayı ihmal etmeyin sakın!)

    Murat, bu esnada birkaç tur şirketiyle görüştü, ve en sonunda bu ay için en uygun zirve yapılacak yerin Erciyes olduğunu öğrendi. Ben de bu arada boş durmayıp kişisel spor eğitmeninden haftada iki gün özel ders almaya başladım. En azından nefesimi biraz daha açabilir ve daha da kuvvetlenebilirim diye düşündüm. Aynı zamanda son 10 senedir almakta olduğum pilates derslerine de haftada iki devam ettim. 

    Murat, birçok arkadaşımıza bizimle gelmeyi teklif etti, fakat herkes daha rahat edebileceği güney sahillerine ya da yurtdışına gezmeye gitmeyi tercih etti. Sadece iki arkadaşımız gelmek istediler. Bir tanesi Murat'ın erkek arkadaşıydı, diğeri de benim kız arakadaşım. Murat evde söylenmeye başladı: 'Bu çocuk oyuncağı değil, arkadaşın yapabilecek mi? Sen yapabilecek misin?' Ben de ona hep: 'Sen de ne kadar çok evhamlanıyorsun, kız yapabilirim dedi, uzun zamandır sıkı spor yapıyormuş, kendisi gelmek istedi. Ben de zihnimde bu olayı bitirdim. Her ne olursa olsun zirveye çıkacağım'dedim. O, tabii tipik bir erkek olarak olaya daha mantıklı bakıp: 'Bu işler zihinde bitmiyor Didem. Kuvvetli olman gerekiyor. Göreceğiz orada seni' dedi. Ama ben yine de 'Zihnim buna hazır, ben kesin zirve yapacağım' dedim.

    Seyahatten bir önceki haftasonu Murat ve ben, kız arkadaşımla birlikte alışverişe çıktık. Gece tırmanışı için kafa feneri, kamp için uyku tulumu ve daha rahat tırmanabilmek için batonlar, sırt çantası vb gerekli bize önceden tur şirketinin söylediği tüm malzemeleri aldık. Arkadaşım bayağı heyecanlıydı.

    Birkaç gün sonra bayramın ilk günü Kayseri'ye uçtuk. Bir gece otelde kaldıktan sonra ertesi sabah rehberimiz otele geldi. Birlikte arabayla Erciyes'e doğru yola koyulduk. Şehirden bakıldığında da görülen Erciyes dağı, daha oraya varmadan bizi heyecanlandırdı, çünkü bir gün sonra onun tepesinde olacaktık. Öğlen saatlerinde teleski ile çıkabileceğimz en yüksek noktaya 3000 metreye çıktık. Teleski'den inince 20 dakika kadar kamp alanına yürüdük. Çadırlarımızı kurduktan sonra rehber bize, ertesi güne hazırlık olsun diye iki saatlik kısa bir tırmanış yaptırdı. Bu tırmanış sırasında benim arkadaşım bayağı zorlandı. Tırmanırken ayağımızın altından taşlar hep kayıyordu. Bizim hızlı hareket ederek bir taşın üstünde çok uzun kalmadan diğer taşa geçmemiz gerekiyordu. Ben de ona hep motive olsun diye: 'Hadi yaparsın, tık tık, hemen birinden diğerine atla...' diyordum. Nitekim rehber bizi bırakıp hep ona yardım etti. Arkadaşım, eğer ertesi günü de böyle olacaksa yapamayacağını söylediğinde, rehberimiz: 'Yarın daha kolay olacak, sıkıntı yok, herkes yapıyor, hiç çıkamayan olmadı bugüne kadar' dedi. 

    Akşam saat 20:00 gibi çadırlarımızın içine girdik. Uyku tulumunun çok sıcak tutacağını belirtmişlerdi, ama ben çok üşüdüm. Nitekim Murat ile birlikte bir kişilik uyku tulumunun içine iki kişi girdik. Diğer tulumu da altımıza serdik, hem daha yumuşak olsun, hem de yerden gelen soğukluğu bir nebze azaltsın diye. Bir de ilk defa çadırda kaldığımdan sanki dışarıdan hayvanlar yanımıza geliyor, onların ayak seslerini duyar gibi oluyordum. Huzursuz ve rahatsız geçen saatlerden sonra 1:30'ta rehberimiz seslendi. Bizler kalkıp hazırlandık ve gece 2:00 gibi yola çıktık. Kafamızda fenerler, üstümüzü sımsıkı soğuktan korunmak için giyinerek yola çıktık. Eldiven getirin demedikleri için benim dışımda kimse eldiven getirmeyi akıl etmemişti. Ben her zaman çok üşüdüğüm için hep soğuk havaya karşı hazırlıklıyımdır. Arkadaşımın çok üşüdüğünü görünce eldivenlerimi ona verdim. Zaten biraz korkusu ve heyecanı da vardı acaba yapabilir miyim diye.

    Gece karanlığında ilerlerken arkadaşımın bayağı zorlandığını gördük. Murat ve rehber ona hep yardımcı oluyorlardı. Ben de sürekli 'tık tık, hep atla, yapabilirsin' diyordum. Ama bir süre sonra hızım kesilince üşümeye başladım ve daha önden gittim. Bu esnada Murat'ın arkadaşı geldi ve bana: 'Kimin arakadaşıysa geride kalan, gitsin ilgilensin, kız ağlıyor, yapamıyor ve biz geç kalıyoruz' diye söylendi. Arkamı döndüğümde geride arkadaşımın oturup ağladığını gördüm: 'Ben yapamayacağım, olmuyor, nefes alamıyorum, istemiyorum' diyordu. Bu duruma sinirlenip ve hırslanıp kafa fenerini de yere fırlattı. Sabahın dördünde arkadaşım yapamıyor olmanın verdiği hayal kırıklığı ile ağlarken, Murat ve arkdaşı da zirve yapamama olasılığını düşünüp sinirleniyorlardı. Esasında ben de kendimi zihnen o kadar hazırlamıştım ki zirve yapacağıma dair, böyle bir şey beklemiyordum. Sonuçta arada kaldım. Bir yanda insanın kocası, bir yanda arkadaşı. Neyse biz rehberimizi, tek başımıza ilerlememiz tehlikeli olmasına rağmen feda ettik ve o, arkadaşımla birlikte kamp alanına geri döndü.

    Bu arada güneş doğmaya başladı. Öyle muhteşem bir manzaraydı ki anlatamam size.  Gerçi zorlu yollardan geçerken güneşin doğuşunun güzelliği yerine bir an önce zirveye varmak vardı aklımda. Rehber, arkadaşımı 3 saatte ancak geriye götürebilmişti, çünkü iniş, çıkıştan daha zordu.  Arkadaşım bizi beklemeden ilk uçakla İstanbul'a geri döndü.  

    Zirveden önceki hörgüçe vardıktan sonra rehberimizi beklemeye başladık, çünkü ikisinin arasındaki mesafe rehbersiz geçilecek bir ara değildi. Bu arada hava iyice ısınmaya başlayınca dağın tepesindeki taşlar tepeden kaymaya başladılar. Bizim amacımız daha erken saatlerde zirveye varmak ve bu riski minimuma indirmekti. Ama güneş iyice ısıtmaya başlayınca taşlar (kayalar) kıpırdanmaya başladılar. Sabah ilk iki saat ağır ilerlememiz, ve rehberimizin olmamasından dolayı kaynaklanan gecikme, bizim için çok daha fazla risk oluşturdu. Bu arada rehberimizi ayarladığımız firma kask almamız konusunda bizi uyarmamıştı. Arkadaşımı bıraktıktan sonra rehberimiz gecikmeyle bizim yanımıza geldi.

    İşin ilginç kısmı, dağda tırmanırken zirve size hep çok yakın gözüküyor. Hep: 'Hah tamam, şimdi yaklaştık, 10 dakikaya oradayız' diyorsunuz ve bir bakıyorsunuz arada inişli çıkışlı bir tepecik daha var. Sürekli 'Hah geldik, hah geliyoruz' derken, hörgüçe vardığımızda işimizin kolayladığını zannettik. Nerdeeeee???? işin en zor kısmıydı diyebilirim. Yan yan 65 derecelik ayakta bile duramadığımız bir yolu tepeden kayalar düşerken iki saatte geçtik. Kendi kendime 'Dün nasıl olur da rehber, arkadaşıma, yarın daha kolay olacak yaparsınız, herkes yapıyor dedi' diye düşünüyordum. Her aşama gittikçe zorlaştı. Hatta bazen kendimi motive etmek için 'Didem, bu yola baş koydun yapacaksın, başka şansın yok. Sen hayatta kafana koyduğun herşeyi bugüne kadar yaptın, bunu da yapabilirsin' diye yüksek sesle söylüyordum ki evren de beni işitip bana destek olsundu.  

    Zorlu bir tırmanıştan sonra zirveye vardık. Önceden hazırlattığım sürpriz bayrağımızı açtım. Kendi kendime 'Neyse zirveyi yaptık, bundan sonrasını rahat yaparız' diye düşünüyordum. Aman Allahım dönüş tam bir kabus oldu. Saatlerdir tırmanmanın vermiş olduğu yorgunlukla artık bacaklarım titremeye başladılar. Bir ara yere oturup kaymaya başladım. Bu sefer ben öyle kayınca taşlar daha çok kaymaya başladılar ve benim önümde giden Murat ve rehbere çarptılar. Ayakta kayarak yoluma devam ettim. Gece 2:00'de başlayan yolculuğumuz saat 18:00'de sona erdi.

    Geçen akşam iş çıkışı Murat bana sürpriz yaptı. Zirveye çıktığım için benim adıma bir madalya yaptırmış, onu taktı. Hayatımda almış olduğum ilk ve tek madalyadır.Cool

    Bu seyahatten öğrendiklerim şunlardır:

    1. Zihin, çok önemli bir faktör. İnsan kafasına birşeyi koyarsa her ne olursa olsun yapabileceğini. (Buradan kilo sorunu olanlara şunu belirtmek istiyorum: Eğer hakikaten isterseniz yaparsınız, kiloları verirsiniz ve hep ince kalırsınız)

    2. Bu tarz tatillere gitmeden önce gideceğiniz kişileri çok iyi belirlemek ve de tanımak gerektiğini.

    3. Spor yapmanın sizi ne kadar zinde tuttuğunu ve yardımcı olduğunu. Böyle yoğun bir aktiviteden sonra bile vücudunuzda tek bir yerin ağrımadığını görünce spor hocanıza, sizi ve limitlerinizi zorladığı için teşekkür ettiğinizi.  

    4. Başka alternatifleriniz olmadığında limitlerinizi ne kadar daha fazla zorlayabildiğinizi. 'Artık bu kadar, daha fazla yapamayacağım'dediğiniz noktadan itibaren bile inanılmaz yol katedebileceğinizi.

    5. Bu tarz bir aktiviteyi ilk defa yapmadan önce çok daha detaylı bir araştırma yapmanız gerektiğini. Sadece tur'un size söyledikleriyle kalmamanız gerektiğini.

    6. 'Herkes yapabiliyor' dediklerinde, bu 'herkes'in kimler olduğunu öğrenmek gerektiğini.

    7. Azmin elinden hiçbir şeyin kurtulamayacağını.

    8. Panik durumlarda soğukkanlılığı korumak ve çözüm odaklı olmak gerektiğini.

    9.Sizlerle Serdar Özkan'ın 'Kayıp Gül' adlı kitabından bir bölüm paylaşmak istiyorum: 'Bir dağ hayal et... Zirvesindeki manzara çok güzel. Orada olmayı çok istiyorsun, ama zirveyi kendinden çok uzakta gördüğün için ümitsizliğe kapılıyorsun. Oraya nasıl olsa varamam, deyip vazgeçiyorsun. Oysa, zirveye varanların adımları seninkilerden daha büyük değildi. Ama onlar, o küçük adımları birbiri ardınca atmayı sürdürmüş kimselerdi. İmkansızı gerçekleştiren mucizeler değil, sürekliliktir. Suya sarp kayaları deldiren de budur...' 

    10. Madalya almak için illa birilerini geçmek ve yarışmak gerekmediğiniLaughing

  • 3 adam oturmuş, eşlerine aldıkları hediyelerden bahsediyorlarmış. Birincisi demiş...ki 'Karıma öyle bir hediye aldım ki, 6 saniyede 0'dan 100'e çıkıyor.' Diğer ikisi anlamamışlar. 'Ne aldın?' diye sormuşlar. 'Beyaz bir porsche aldım. Çok mutlu oldu.' diye cevap vermiş.

    İkinci adam demiş ki, 'Ben de geçen doğumgününde karıma 4 saniyede 0'dan 100'e çıkan bir şey almıştım.' Hemen anlamışlar tabii ki: 'Heeey yoksa Ferrari mi aldın?' Adam gülümsemiş: 'Evet kıpkırmızı bir Ferrari aldım. gerçekten de ona çok yakıştı' demiş.

    Bu sefer üçüncü adama sormuşlar: 'Peki sen ne aldın karına?' Adam demiş ki: 'Ben öyle birşey aldım ki, sadece 2 saniyede 0'dan 100'e çıkıyor.' Adamlar şaşırmışlar: 'Atıyorsun!' demişler. 'Öyle bir araba olamaz ki!' Adam cevap vermiş: 'Araba aldığımı kim söyledi?' 'İşte bunu aldım' demiş.

    'TARTI!!!' 

  • Şef Adele Yedid'in bu güzel tarifinin besin değerlerini "Didem'in Dünyası" adlı bölümde bulabilirsiniz. Şef Adele Yedid, MS, RD

     

    İçindekiler:

    3 su bardağı koyu yeşil sebzeler (ıspanak, baby-ufak boy kıvırcık lahana, su teresi)

    1 baş karnıbahar - 1.5 cm'lik ufak parçalara kesilmiş

    1/2 su bardağı kuş üzümü (nar sezonuysa nar da olabilir)

    1/2 su bardağı fırınlanmış ve ufalanmış fındık

    1 su bardağı maydanoz ve nane

    2 pancar - yuvarlak ve ince kesilmiş

    3 çorba kaşığı zeytinyağı - karnınaharı ve pancarları fırınlamak için

     

    Zaatar salata sosu için gerekenler:

    1 adet taze limonun suyu

    1/2 küp olarak kesilmiş soğancık

    1/2 tatlı kaşığı deniz tuzu

    2 tatlı kaşığı hardal

    2 tatlı kaşığı zaatar - yabani keklik otu ve kızartılmış susam çekirdekleri karışımı

    1/4 su bardağı zeytinyağı 

     

    Yapılışı:

    1. Karnıbaharı ince parçalara kesin. Kuş üzümüyle ve 2 çorba kaşığı zeytinyağı ile karıştırın. Üzerine deniz tuzu ekin ve 15-20 dakika 200 derecelik fırında rengi kahveye dönene kadar bırakın. Kuş üzümlerinin yanmadığında emin olun.

    2. Pancarları ince yuvarlak parçalara kesin. 1 çorbaşığı zeytinyağı ve deniz tuzu ile yağlı fırın kağıdının üzerine dizin. 10-15 dakika kadar kenarları kahveye dönecek şekilde 200 derecelik fırına sürün.

    3. Fındıkları 2-3 dakika fırında bırakın.

    4. Salata sosunu hazırlayın.

    5. Büyük bir salata kabının içine yeşillikleri yerleştirdikten sonra üzerine karnıbahar, maydanoz, nane ve fındıkları koyun. Salata sosunu döktükten sonra pancar dilimlerini salatanın üzerine yerleştirin. Pancarları en üste koymanızın sebebi kıtırlığını korumasını sağlamak içindir. Afiyet olsun smile

  • Bana gelen danışanımın bir hikayesi-

    "Didem hanım, pilatese gittim. Derse girmeden önce dışarıda duran tartıya çıktım. Birden şok oldum 3kg fazla çıktım. Neredeyse ağlayacaktım. Derse girdim. Suratımı gören hocam ne oldu diye sorunca kilo almışım dedim. Çok güldü, haa o tartı mı? Tartı bozuk, 3 kilo fazla tartıyor, dedi hocam"

    Zihnimiz ne kadar da etkiliyor bizleri değil mi? Tartıdaki sayıya göre tüm ruh halimiz değişiyor. Sayılara takılmayalım. Buna izin vermeyelim. SAĞLIKLI YAŞAMAYA ÖZEN GÖSTERELİM... (ruhen, fiziken ve zihnen)

  • Glisemik İndeks, karbonhidratların kan şekeri üzerinde yarattığı etkisidir. Daha hızlı kana karışıp kan şekerini yükselten karbonhidratların glisemik indeksi yüksektir. Referans olarakta 100 gram beyaz ekmek alınır. Glisemik indeksi ne kadar düşük olursa, o kadar uzun sürede tüketilen besin kana karışıp kandaki şeker oranını çok daha seviyeli bir şekilde yükseltir. Glisemik indeks değerleri 80'in üzerinde yapılan klinik araştırmalar sonucu ortaya çıkmıştır.

       BESİNLER
      (100 Gram)
                  

    GLİSEMİK İNDEKS
    (Beyaz ekmek = 100 = Referans)

     Mercimek çorbası

                         63 

     Bezelye çorbası

                         94 

     Domates çorbası

                         54 

     Bal

                        104 

     Fırında Patates

                        118 

     Haşlanmış Patates

                         80 

     Patates Kızartması

                        107 

     Patlamış Mısır

                         79 

     Patates Cipsi

                         77

     Yer Fıstığı

                         21 

     Çubuk Kraker

                        116 

     Çikolata

                         70 

     Kepekli Spaghetti

                         53 

     Spaghetti

                         59 

     Ravioli

                         56 

     Makarna

                         64 

     Pancar

                         91 

     Havuç

                        101 

     Soya Fasülyesi

                         25 

     Kırmızı Mercimek

                         36 

     Yeşil Mercimek

                         42 

     Barbunya

                         42 

     Nohut

                         47 

     Karpuz

                        103 

     Kuru Üzüm

                         91 

    Erik

                         34 

     Ananas

                         94 

     Armut

                         51 

     Şeftali

                         40 

     Portakal

                         62 

     Mango

                         80

     Kivi

                         75 

     Üzüm

                         62 

     Vişne

                         32 

     Kavun

                         93 

     Muz

                         76 

     Kayısı

                         82 

     Elma

                         52 

     Yoğurt

                         51 

     Tam Yağlı Süt

                         39 

     Yağsız Süt

                         46 

     Dondurma

                         87 

     Düşük Yağlı Dondurma

                         71 

     Kepekli Bisküvi

                         96 

     Çavdarlı Bisküvi

                         93 

     Pirinç

                         81 

     Bulgur

                         68 

     Kepekli Pirinç

                         79 

     Kepekli Ekmek

                         97 

     1 adet Nar                                        67

  • (Sadece bayanlara yönelik diyabet ve zayıflatma programı)

    Yine verdiğim kiloları yavaş yavaş almaya başladığım dönemlerden birini yaşıyordum. Panik oldum ve hemen tekrar bir zayıflama merkezi araştırmaya başladım. O sıralar New York’ta yaşadığım için bulabildiğim en yakın merkez Vermont’taydı. Hemen ilk iş rezervasyon yaptırdım ve gittim. Sadece bayanlar programa katılabiliyordu ve merkezde çalışanlar da bayandılar. Bir haftalığına gittiğim bu yerde kimse benim neden katıldığımı pek anlayamadı, çünkü herkes obez denecek derecede kiloluyken benim ise ekstra 5 kilomdan başka ortada görünen vahim bir durum yoktu. Ama vahim durum şuydu: İpin ucu kaçmıştı ve ben bunun farkındaydım, kendi başıma bir türlü aşırı yememi durduramıyordum.

    Oraya gece vardığımda çok mutluydum, çünkü kafaya koymuştum, son aldığım 5 kiloyu hemen bir haftada verecektim. Sabah uyandığımda kahvaltıya gittim. Açık büfeydi ve istediğimiz kadar herşeyden yiyebiliyorduk. Gerçi sağlıksız bir şey yoktu ama hepsi de aşırı tüketildiğinde kilo yapabilirdi. Şaşırmıştım, çünkü açık büfe bana göre değil diye düşünüyordum. Gün içinde uzman bir terapist kadınları toplayıp sohbet havasında herkesi konuşturuyordu. Kadınlar neden orada olduklarını anlatıyorlardı. Kimisini kocası ailesi zorlamış, esasında hiç orada olmak istemiyordu, kimisi kendi isteğiyle gelmişti. Ama herkesin gözleri benim üzerimdeydi: Bu zayıf kız neden buradaydı? Ben de suçlanarak esasında beslenme masterı yaptığımı ve sadece bu tip merkezleri gezerek tecrübe edinmek istediğimi belirttim.

    Kış ortası olduğundan dışarıda kar ayakkabılarıyla yürüyüşler, cross-country skiing gibi açık hava sporları mevcuttu. Benim dışımda bu sporlara katılım çok azdı, çünkü herkes çok kilolu olduğundan katılmak istemiyorlardı. Hatta birkaç kişi cross-country yaparken düştüler ve kalkamadılar. Başımızdaki eğitmen, ben ve bir kişinin yardımıyla ancak onları kaldırabildik. Bunun üzerine utanıp pes ettiler ve kayakları çıkartıp ellerine alarak merkeze yürüyerek geri döndüler.

    Gün içinde de sürekli egzersiz dersleri vardı. Ben hepsine katılıyordum. Hatta bir iki dersi sadece eğitmen ve ben yapmıştık. En az kilo vermeye ihtiyacı olan bendim ama en çok spor yapan ve açık büfede en az yiyen bendim.

    Kaldığım bir hafta boyunca kendim dışında kimsede çok fazla bir kilo kaybı görmedim. Açık büfe olduğundan insanlar kendi limitlerini bulmakta zorlanıyordu. Akşamları yapacak hiçbir şey olmadığından genelde arabası olanlar başkalarını da ayartıp yakındaki bir bara gidip orada içip yiyorlardı. Ben gayet disiplinli akşam yemekten sonra odama çekilip ablamı arıyordum ve ona  telefonda söyleniyordum: Ben açım, çok açım, bu gece nasıl uyuyacağım?

  • Gut rahatsızlığı yaşayan kişiler ne yapmalılar?

    1. Fazla kiloları varsa kilo vermeliler.

    2. Yağ tüketimi günlük enerji (kalori) ihtiyacının yüzde 20-25 arasında limitlendirilmelidir. 

    3. Yüksek derecede pürin içeren gıdalardan uzak durulmalıdır.

    4. Alko, kahve ve kakao yasaklar arasındadır.

    5. En az iki litre hatta daha fazla gün içinde su tüketmeliler.

    6. Süt ürünleri tüketiyorlarsa düşük yağlı olanlarından yemeye özen göstermeliler.

    Pürin İçeren Gıdalar:

    1. Baklagiller - mercimek, nohut, kuru fasulye vs

    2. Mantar

    3. Ispanak

    4. Karnıbahar

    5. Deniz mahsülleri

    7. Kuşkonmaz

    8. Bulgur

    9. Bezelye

    10. Kırmızı et/tavuk/balık

    11. Havyar

    12. Yüksek fruktozlu mısır şurubu içeren tüm gıdalar (özellikle hazır meyve sularına DİKKAT!)

     

  • Hayatım boyunca kiloyla cebelleşmiş bir insanım, genetik, yeme alışkanlıkları, bozuk psikoloji, yaşanan travmalar ne derseniz hepsi mevcut ve kilo alımına müsait bir bünye. Bir gün bir arkadaşım vasıtasıyla Didem'e gittim, beklentim yoktu, çok geçmiştim o yollardan ancak arkadaşım hem ruhen hem fiziken çok farklıydı, şansımı denemek istedim. Bir gittim SAYASA'ya adeta bir cennet bahçesi, bir kere mekan pozitif, huzurlu ve çok keyifli geldi. Ardından Didem ile tanıştım ve daha ilk seansta beni kazandı. Ben hemen kilomu boyumu ölçüp elime kağıt tutuşturup 3 hafta bunu yap 4 kg ver, vermezsen şöyle şok diyet falan deyip sepetleyen ve benden ümidi olmayan diyetisyene alışığım, fakat Didem hiç üşenmedi oturdu benime uzun uzun konuştu, açıkca, sıkmadan, heyecanla ve kocaman bir gülümsemeyle. O heyecan ve pozitiflik bana geçti tabii. Artık her seansı iple çeker oldum çünkü Didem bir dost, bir psikolog, bir yoldaş gibi konuştu benimle. Bunun yanında verdiğim kilolarım da işin tuzu biberi oldu. 200gr bile versem beraber mutlu olduk. Bana köstek değil gerçekten destek oldu. Benim çok aklımda kalan bir laf etmişti, hayat dengeden ibarettir diye, bunu hep kullanırım, insan onca yükü niçin boşu boşuna taşır ve kendine eziyet eder derdi, at kurtul o yükten. Gerçekten de o yükten kurtulmanın verdiği mutluluk çok güzel bir duygu. İşin fiziksel boyutundan çok ruhsal boyutu çok daha önemli. İşte bu yüzden benim sadece fiziğimle değil içimle de uğraştığı için ben Didem'i başarılı buluyorum. Ruhsuz, sevgisiz, mutsuz bunu bir iş olarak düşünen insanlarla sıkıcı ve geçici çözüm sunan diyet listelerinden bıkan tüm arkadaşlara, bana değer veren, beni dinleyen, önüme değişik listeler koyan, hayatımı bu şekilde devam ettirebileceğim mantıklı bir yol gösteren  ve bana pozitif bir dünya sunan Didem'i ve SAYASA'yı şiddetle tavsiye ederim :) 

    Zeynep Akıncı

  • 2011 Haziran'da zihnimi ve vücudumu toksinlerden arındırmak istedim. İzlanda'yı da görmek istediğimden internette google'da İzlanda ve detoks yazınca karşıma 'Heilsu Hotel' çıktı. Ağustos'ta iki haftalık programa katıldım. Annemin arkadaşı Sevgi teyze ve kızı Reyhan ile birlikte gittik. Reyhan dördüncü günden sonra sıkıldığı için aramızdan ayrıldı. Eğer detoks dışında eğlence arıyorsanız, burada yok, bilginize... Gerçi merkeze gelen ilk ve tek Türkler olarak sonsuz bir ilgi ve alaka gördük. 

    Geldiğimizin ertesi günü sadece sebze suyu günüydü. Haftada bir gün sebze suyu ve bir günü de bitki çayı ve su günüydü. Eğer sebze suyu gününde zorlanıyorsanız, bir de sırf su içmeyi deneyin bakalım!!! Sebze sularımızı içtiğimizin ertesi günü Sevgi teyze ve Reyhan tartıldıklarında iki kilo verdiklerini görünce acayip havaya girdiler. Bana da tutturdular: 'Hadi sen de tartıl, sen de tartıl' diye. Tartıldım, 53.4 kiloydum. Esasında oraya gelenlere göre benim böyle bir yerde olmam mantıksızdı. Ama bazen kilolu insanlar zayıf birisini gördüklerinde şunu anlamakta zorlanıyorlar: O zayıf kişi de zayıf kalabilmek için dikkat ediyor ve eğer dengesi bozulursa ona göre harekete geçiyor, geçmezse çorap söküğü gibi hem kilolar geliyor hem de sağlık elden gidiyor. Bir beş kiloyu vermek var, bir de 15 kiloyu, sonra 25, sonra 35... Zaten ekstra kilolar hep böyle gelmiyor mu hayatta? Sadece 5 kilom var diyorsunuz, sonra o 5 bakıyorsunuz katlanmış kaç katına...

    Ayriyetten normalde et ve hayvansal gıdaları çok sevdiğimden böyle bir yerde olunca sadece organik sebzeler yemek ve şekerden ve günlük tüm kargaşadan iki hafta boyunca uzakta durmak vücuduma ve ruhuma o kadar iyi geldi ki... Hep şunu savunurum: Detoks, bizim gibi büyük şehirlerde yaşayan insanlar için bir gereksinim ve bunu şehir hayatında yaşarken yapabilmek imkansız. Vücut temizlense bile zihninizi ve ruhunuzu tüm negatifliklerden nasıl temizleyebilirsiniz? Zihin-beden-ruh... Sağlıklı olmak için üçünü de özenle ele almamız gerekiyor.

    Bu merkez, gittiğimiz diğer merkezlere göre çok daha amatördü. Sevgi teyze, insülin kullandığından ona göre bir beslenme programı hazırlanması gerekirdi. Ama oradakiler bu konuda çok bilgisizdi. Zaten oraya gitmeden önce kimse bizden herhangi bir sağlık formu ya da yanımızda getirmemiz için tahliller istemedi. Onları yemek konusunda bizler yönlendirmek zorunda kaldık. Hatta çoğu zaman Sevgi teyzeye çok yemek getirdiklerinden birazından ben otlandım, yanlış anlamayın sadece yardım amaçlı, o daha fazla yemesin diye Sealed İnsan ne güzel de kendini kandırabiliyor, öyle değil mi?

    Sabahları taze pancar suyu, meyve, haşlanmış sebze ve çorbamız, öğlenleri taze meyve-sebze suyu karışımı, haşlanmış sebze ve çorba, akşamları da sadece haşlanmış sebzemiz vardı. Sabah 8:00'de 45 dakikalık bir yürüyüşe çıkıyorduk. Ardından 9:00'da kahvaltıi sonra saat 10:00'da grup dersleri oluyordu. Gününe göre yoga, pilates, dans gibi değişik dersler vardı. 12:00'de yer altından gelen sıcak kaynak sularından oluşan havuzlara gittik. Saat 14:00 gibi öğlen yemeğimizi yedikten sonra 15:00'te otobüslere atlayıp doğada yürüyüşlere çıktık. Saat 17:30'ta akşam yemeğinden sonra bazen konuşmacılar oluyordu, onları dinliyorduk ya da infra-red sauna veya masaja gidiyorduk. Bir akşam da benden rica ettiler ve beslenme üzerine konuşma yaptım.  

    Ağustos ayına rağmen hava bayağı rüzgarlı ve soğuktu. Gerçi onlara göre yazdı ve bize çok şanslı olduğumuzu, havanın muhteşem olduğunu söylediler. Bir de şanssız olsak ne olurdu bilemiyorum. Sıcaklık 7 ile 10 derece arasında değişiyordu. Tabii Türkiye'deki Ağustos sıcağından sonra ilk başta bayağı bir donduk ama sonrasında alıştık. Kaldığımız sürece İzlanda'nın değişik doğal güzelliklerini de görmek için merkezin ayarladığı turlara katıldık. 

    Muhteşem bir masöz vardı. Adını hatırlayamıyorum ama sadece bir masöz olduğundan bulması zor olmaz sanırım. Gider gitmez hemen saatlerinizi ayarlayın yoksa saat bulmak imkansız.

    Bu merkeze büyük beklentilerle gitmeyin, çünkü hakikaten amatör bir ruhla işletiliyor ama çalışanlar ve genel olarak İzlandalı'lar inanılmaz sıcak ve yardımseverler. Fiyatları diğer yerlere göre çok daha makul ama tabii aldığınız hizmet ve kalite de ona göre. Gerçi şimdi, oradayken tanıştığımız eski vali merkezi devralmış. Kendisinin muhteşem bir iş çıkaracağına inanıyorum. Zaten benden de yorumlarda ve tavsiyelerde bulunmamı istedi.

    Benim için böyle bir yer süperdi, çünkü hem çok sağlıklı yedim, hem dinlendim, hem yazmakta olduğum kitabıma yoğunlaştım, hem de doğada doya doya vakit geçirdim ve yeni bir ülkeyle, kültürle tanışmış oldum.

    İki haftanın sonunda ruhen ve fiziken hafiflemiş olarak İstanbul'a döndüm. Haftada bir gün muhakkak likit günü yapmaya çalışıyorum. Sebze suları ve sebze çorbaları içerek o günü geçiriyorum. Ertesi güne çok hafiflemiş ve kendimi iyi hissederek başlıyorum. Tavsiye ederim Kiss 

    Eşim Murat beni havaalanından alır almaz doğru Beyti'ye kebap yemeye gittik ve iki haftalık et özlemimi anında giderdim Sealed

  • İlk olarak size muhteşem öğretilerle dolu renkli bir 2010 dilerim. Bana gelen danışanlarım için kilo açısından 2009'un son devreleri bayağı zorlu geçti. Herkesin içinde önüne geçemedikleri bir yeme hissi oluştu. Ben dahil olmak üzere!. Bana göre bunun nedenlerinden biri de dünyada oluşan negatif enerjilerin insanlara vermiş olduğu ağırlıktı. Umut ediyorum ki yeni yıla, yeni ve hafif enerjilerle girip tüm bu ağırlığı üzerimizden atabiliriz.

    Sizlerle bana gelen danışanlarımın bu süreçte bana yazmış oldukları bazı e-mailları paylaşmak istiyorum. Bunun nedeni de eğer siz de geçtiğimiz aylarda kendinizi kilo problemiyle ilgili umutsuz vaka olarak görüyorsanız belki bu yazışmalar size yardımcı olur ve bu yolda yalnız olmadığınızı görürsünüz.

    Sevgili Didem, bu aralar oradan oraya çok misafirliğe gidiyoruz, holiday zamanı da olduğu için dört tarafta kekler, kurabiyeler var, hiç dayanamadığım yiyecekler. Çok yiyorum bu aralar Didemcim. Pilatese de gidemiyorum bir haftadır, gelene kadar da gidemem herhalde. Pantolonlarım sıkmaya başladı, ne yapacağımı bilemiyorum ama bu aralar iştahım çok açık ve durduramıyorum kendimi. Yine o kısır döngüye girmek istemiyorum. Annemin burada olmasının tadını çıkartmak yerine çok üzülüyorum bu aralar. Hiç kendimi, bedenimi dinlemiyorum. Aç değilken bile hala tıkınıyorum. Sana da yine söyleniyorum Didemcim ama şu aralar tam bir panik halindeyim. O, yazın tutturduğum çizgiyi yakalayamıyorum ve sürekli kendimi suçlayıp duruyorum.

    Bakın bir başka danışanım bu dönemde yeme içme ile ilgili önüne geçemediği dürtüler hakkında neler yazmış:

    Didemcim, bu aralar çok yiyyorum sıkıntıdan. Galiba kilo da aldım biraz. Bugün markete gittim ne kadar abur cubur buldumsa aldım. Sonra da hepsini yedim. İşin kötüsü evde hiçbir şey bulamazsam dilim dilim ekmeğe bal sürüp yiyorum gecenin bir köründe. Moralim çok bozuk bu aralar. Yine eski halime dönüyorum galiba. Çok korkuyorum Didemcim.

    Ya kendi hakkında olumsuz duygular üretenlere ne demeli? İşte bir danışanımın e-maili:

    Ben yine bunalımlardayım, kendimi şişko patates gibi hissediyorum. Allah rızası için bana şöyle en 'şok'undan bir liste verir misin? Biliyorum sen diyeceksin ki şok mok olmaz, kontrollü ye falan filan, ama hani bir keresinde de patatesl meyveli, sebzeli 3 günlük bir diyet vermiştin ya, ondan sonra o gazla çok iyi devam etmiş ve kilo vermiştim. Yine kendimi öyle bir şokla dürtmeye ihtiyacım var. Noooooooolluuuuuuuuur acil yardım!!!!!!

    Tüm bu maillara benzer daha birçok maili sizlerle paylaşabilirim. kesinlikle hissettiklerinizde ve yaşadıklarınızda yalnız değilsiniz. Ama sunu bilin ki: çözüm ne ben, ne de dışarıdaki başka insanlar, ilaçlar ya da diyetler değildir. Çözüm tamamen sizin içinizde yatıyor. İçinizdeki egoyu, canavarı susturabilmek ancak sizin elinizde. Lütfen ama lütfen hayatta her ne yaparsanız yapın farkındalıkla yapın. Ben kimseye sakın hamburger, pizza, baklava yemeyin demiyorum. Madem çok istiyorsunuz yemek ve o kaloriyi alacaksınız, o zaman bunu, tadını çıkara çıkara yapın. Keyif alarak yapın. Bizler çoğu zaman hem yiyoruz, hem pişmalık duyuyoruz ve yediğimizin tadına bile varamıyoruz. Güzel bir yemek te yiyecekseniz şayet, hakkını vererek yiyin lütfen.

    Size 2010 için olabilecek en büyük dileğim yüksek farkındalıkla geçireceğiniz ve her şeyin doya doya tadına varacağınız bir sene geçirmenizdir.

  • Bir insan 11 ay içinde üç kere aynı merkeze gidip senenin 2 ayından fazlasını orada geçirir mi? Eğer burası Hippocrates ise “Evet”

    New York’ta yüksek lisansımı yaparken kronik yorgunluktan şikayeti olan bir arkadaşım buraya gittikten sonra nasıl kendini çok iyi ve enerjik hissettiğini, esasında herkesin oraya gitmesi gerektiğini bana anlatınca ben de hemen ilk fırsatta buraya üç kişilik 4 haftalığına rezervasyon yaptırdım. O sıralar 100 küsur kiloya fırlayan annem ve arkadaşının da acilen kilo vermeleri gerekiyordu. Tabii ben de yine 70’li kilolara doğru hızla ilerliyordum. Bir ayda ancak kiloların bir kısmı giderdi. Annemler İstanbul’dan geldiler. New York’ta buluşup Florida’ya uçtuk.

    Bir gün önceden oraya vardığımız için gece dışarı çıkıp deli gibi yemek yedik, sabah kahvaltıda da yine aynı şekilde abarttık. Sanki bir daha hiç yemek yemeyecekmişiz gibi!

    Hippocrates’e vardığımızda daha kapıdan girer girmez hayal kırıklığı yaşadık. Girişte eski bir salon ve yüzleri soyulmuş minderler… Fiyatı ucuz olmamasına rağmen bu bakımsız görüntü bizi mahsunlaştırdı. Ama İngilizce'de bir deyim vardır ya, bayılırım: Kitabı kapağına göre yargılama!

    İçeride yaşlıcana bir bayan bizi güler yüzle karşıladı ve kalın birer dosya verdi. Dosyanın içinde kaldığımız sürece alacağımız derslerin notları vardı. Sonra odamıza gittik. Üçümüz aynı odada kalıyorduk. Oda hiç güneş almıyordu. Böyle sağlıklı bir yerde bu da neydi? Hippocrates felsefesiyle uyuşmayan bir nokta! Güneş enerjidir ve yiyeceklerimizin hepsinin güneş enerjisi almış olması gerekirdi. Ama odalarda güneş yoktu.

    O gün öğlen açık büfeden istediğinizi yiyin dediler. O da ne, büfede sadece çiğ sebzeler, baklagiller ve çerezler vardı!!! Kabak, karnabahar, brokoli, filizlenmiş mercimek, kereviz, biberler, vs… Evet buraya gelmeden “çiğ” bekliyorduk ama bu kadar da değildi. İlk alırken zorlandık. Ama aç kalmamak uğruna bir şeyler yedik. Derken akşamüstü taze sıkılmış kereviz-salatalık suyu karışımımız geldi. Onu da içtik. Hippocrates’te yemek düzeni şöyleydi: Sabah aç karnına taze sıkılmış çimen suyu, arada salatalık suyu sonra öğlen yemeği, arada kereviz-salatalık suyu ardından akşam yemeği. Her şey çiğ, her şey sebze. Meyve bile yoktu. Konsept vücuttaki alkali seviyesini yükseltip asit seviyesini minimuma indirmekti. Tüm hastalıkların nedeninin vücuttaki fazla asit olduğuna inanıyorlardı.

    İlk başta çok zorlandığımız bu programda gün geçtikçe inanılmaz enerjiyle dolduğumuzu, kilo verdiğimizi ve etrafımızdaki birçok hasta kişilerin iyileştiğini görünce daha büyük bir motivasyonla programa devam ettik. Annemin arkadaşı 8 senedir kullandığı şeker ilaçlarını orada kaldığı sürece bıraktı ve şekeri normal seviyelerde gitti. Düşünsenize ilaç alınmayan bu bir ay boyunca karaciğer ne kadar dinlendi. Annem ve arkadaşı hatırladığım kadarıyla 15 kilo verdiler. Ben de 10 kilo! Ama kilolardan ziyade bol enerjiyle beslendiğimiz bir ay boyunca kendimizi hayatımızda olmadığımız kadar iyi hissettik.

    Buradan döndükten sonra herkes anneme “Sen botoks yaptırdın, bize söylemiyorsun” diye tutturdu. Oysa yiyeceklerden aldığımız oksijen hücrelerimizin en derinlerine kadar işlemişti.

    Programa başlamadan önce kan tahlilleri yapılıyor ve program bitiminde tekrar tahlil yapılıp başlangıç ve bitiş değerleri karşılaştırılıyor. Aynı zamanda lavman, mikroskopta alınan ufacık kandan hücre analizi yapılmakta ve kişi ona göre yönlendirilmektedir. Gün içinde çeşitli dersler verilmekte ve kişiler bu tarz beslenme ve hastalıklarla ilgili bilgilendirilmektedirler. Burada kilo vermeye yönelik kalori hesaplarının hiçbirisi yoktur. Size söylenilen tek şey, sağlıklı yerseniz vücut otomatik olarak gerektiği kiloya düşecektir.

    Sabah erken saatlerde ağaçlıklı bir alana yürüyüş parkuruna götürüyorlar. Akşamları saat 18:00’de yemekten sonra yapacak hiçbir şey olmuyor, ve insanların canları çok sıkılıyor. Şiddetle araba kiralamanızı tavsiye ederim. Biz kiraladık ve akşamları çok daha rahat geçti.

    Bu kadar memnun kaldıktan sonra babamın da buradan faydalanmasını çok istedim. Ocak’tan sonra Mayıs’ta babam ve annemle 2 haftalığına gittik. Çok memnun kalan babam, sadece 2 hafta kaldığına pişman oldu ve aynı sene Kasım ayında üç haftalığına gittik. Bu gidişimizde çok yakın bir arkadaşım da bize eşlik etti. Bizden sonra kime tavsiye ettiysek gidenlerden herkes çok memnun kaldı. Kanserden şekere kadar birçok hastalığa çok iyi geldiğini bizzat gözlerimle gördüm. İlk geldikleri gün zorla yürüyen odalarından çıkmakta zorlanan hasta kişiler 3. haftanın sonunda abartmıyorum spor derslerine katılıyorlardı. Biliyorum çok kuvvetli bir söz ama mucizelere inanmam fakat Hippocrates’e inanırım.

    Önerilen minimum kalma süresi 3 haftadır. Eğer gidecek olursanız lütfen en az 3 hafta kalmaya özen gösterin. Hiçbir lüksü olmadığı gibi biraz eski de gelebilir. Hatta ilk gittiğinizde “Bu kadar para verdim, bu da ne?” diyebilirsiniz. Program daha ucuz olsun diye genelde tanımadığınız kişilerle aynı oda da kalabilirsiniz. Eğer maddi durumunuz el veriyorsa ayrı odalarda kalmanızı tavsiye ederim.

    Hippocrates benzeri bir yer de Ann Wigmore Institute Puerto Rico’da yer almaktadır. Sanırım Kaliforniya’da da benzer yerleri bulunmaktadır. Eğer “raw food centers” diye internette araştırma yaparsanız, daha detaylı bilgilere ulaşacağınıza inanıyorum.

    ***Bu arada Hippocrates merkezi ile hiçbir bağlantım yoktur. Yazılarımın hepsi sizleri bilgilendirmek, doğru bir şekilde yönlendirmek ve sizlere yardımcı olabilmek amaçlıdır. Lütfen yazılarımı okurken içinizde en ufacık bir şüpheniz olmasın. Amacım reklam yapmak değildir.

  • Okulumu bitirip Türkiye’ye temelli döndükten sonra da, annem ve arkadaşının kilo sorunları devam ediyordu. Merkeze gidip döndükten 6 ay sonra annem ve arkadaşı tekrar yavaş yavaş kilo almaya başlıyordu. Benim de hep “Versem iyi olacak” dediğim 5 kilom vardı. Yine kilo versek iyi olur dediğimiz dönemlerden birinde ben uzun araştırmalarımdan sonra Marbella’da Incosol’u buldum. Annemin “kilo dostu,” annem ve ben İspanya yollarına düştük. Bu sefer şükürler olsun fazla kilo sorunum olmadığından kendim için sadece bir haftalık, annemler için ise bir aylık rezervasyon yaptırdım. Sonra altı haftaya uzattık. Gerçi dönüşte de onları almak için yine bir haftalığına gittim.

    Incosol’a vardığınızın ertesi sabahı aç karnına kan tahlili yaptılar. Ardından bir doktor ve beslenme uzmanı ile görüşmeye gittik. Bayağı detaylı görüşmelerden sonra doktor ve beslenme uzmanı eşliğinde kaç kalorilik nasıl bir diyet takip etmemiz gerektiği söylendi. Doktor ayriyeten spa’da yer alan terapilerden hangilerinin bizim için uygun olduğunu söyledi. Terapilerin çoğu vücudu inceltmeye ve toparlamaya yönelikti.

    Kahvaltı ve öğlen yemeği açık büfeydi, fakat büfenin orada hep birkaç kişi oluyordu ve servisi onlar bize yapıyordu. Biz istediklerimizi söylüyorduk, onlar da porsiyonları ayarlıyordu. Herkesin kalori ihtiyacına göre aldığı porsiyon miktarı farklı oluyordu. Bir de muhakkak akşamüstü çayımız oluyordu. En çok bu kısmı seviyorduk. Burada hakikaten Amerika değil de Avrupa’da olduğunuzu hissediyordunuz. Güzel fincanlarda sunulan çay veya kahvenin yanında muhakkak bir de tatlımız oluyordu. Akşam yemekleri saat 20:00-23:00 arası oluyordu. Çok realisttik düşünülmüş bir program çünkü özellikle İspanya’da kim akşam yemeğini erken yiyor ki!!! Akşam yemeklerini önümüze gelen menüden seçiyorduk: Başlangıç, ana yemek ve tatlı. Tabaklar hep süslenmiş çok şık önümüze konuluyordu. Yemekte muhakkak canlı müzik te oluyordu. Buradaki en güzel şey insan kendini hiçbir zaman diyetteymiş gibi hissetmemesiydi.

    Incosol aynı zamanda 5 yıldızlı otel olduğundan kilo vermenin yanı sıra sadece otelde kalmaya gelip spasını kullanmak isteyenler de oluyordu. Ama yemekler öyle güzel bir arada servis yapılıyordu ki kimin kilo vermek için gelmiş olduğunu anlayamıyordunuz.

    Her sabah kahvaltıdan önce sahilde yürüyüşe gidiyorduk. Başımızda bir eğitmen oluyordu. Hepimiz kendi tempomuza göre yürüyüp belli bir saatte otele geri dönecek otobüsün önünde buluşuyorduk. Bazı günler değişiklik olsun diye sabah yürüyüşü yerine akşamüstü farklı yerlere götürüyorlardı. Öğlen yemeğinden önce havuzda bir saatlik su egzersizi oluyordu. Bu derse katılımı bayağı yüksekti.

    Haftada iki kere tartılıyorduk ve iki kere de doktor görüşmemiz vardı. Birde vücut ölçülerimiz alınıyordu, verdiğimiz kilonun yanı sıra ne kadar inceldiğimizi de görmek için… Burası daha çok batı tarzı diyet uyguluyor. Yani alternatif merkezlerdeki gibi gelir gelmez ilaçlarınızı bıraktırıp genellikle vejetaryen ağırlıklı beslenmeye yönlendirmiyorlar.

    Sonuçlar gayet başarılıydı. Ben bir haftada 4 kilo verdim, ama ikisini hemen ertesi hafta geri aldım. Annemler bir buçuk ayda 10 kilo verdiler ve uzun bir süre kilolarını korudular.

  • KADIN ve ŞİDDET denilince akıllara genelde hemen fiziksel şiddet gelir. fakat çoğu zaman insanlar söz ile yapılan şiddetleri şiddet olarak algılamazlar, algılayamazlar ya da algılamakta zorluk çekerler.

    Ben sizlere bu yazımda beslenme ile ilgili kadınlara, erkekler ve kendileri tarafından uygulanan şiddetten bahsetmek istiyorum. Evlenirken çok sevdiği karısı kilo almaya başladıkça kimi erkek bu durumdan aşırı rahatsız olur. Bu sefer sürekli karısına 'hadi kilo ver, ne zaman kilo vereceksin, şu haline bak, evlendiğimizde ben seni alırken böyle miydin? Böyle olacağını bilseydim almazdım!...' Sanki manavdan iki kilo domates almıştı. Karşında duran bir insan var, senin de bundan haberin var mı peki? Ya da başka bir konuyla ilgili karısına çok kızmıştır, ve onun canını nasıl acıtacağını o kadar iyi bilir ki, hemen şöyle der: 'Sen ne kadar spor yaparsan yap, bacakların kalın ve hiçbir zaman Ayşe'nin bacakları gibi ince ve düzgün olmayacaktır.' İşte o an kadının bittiği andır!

    Biz kadınlar ise bu konuda o kadar hassas ve kırılganızdır ki, karşımızdaki böyle davranınca hemen suçlanarak: 'Evet biliyorum, bir an önce vermeye çalışacağım, elimden geleni yapacağım' deriz. Ya da içten içe kızar, her ne kadar kilo vermeyi kendimiz de istesek tepkisel olarak daha fazla yer, kilo almaya devam ederiz. Hatta şöyle erkekler bilirim, tanırım ki karısına sözleşme imzalatır: 'Eğer altı ay içinde karım Necmiye 10 kilo verirse ona istediği arabayı alacağım.' Karısı kilo vermediği sürece de araba alınmaz. Kilo verememiş olmanın cezasını kadın çekmelidir. Her an karısını ufacık birşey yerken görürse de hemen hatırlatır: 'Arabayı unut, sen bu gidişle duba gibi olacaksın şu haline bak, bırak araba almayı yakında kendine elbise almakta zorlanacaksın.'

    Eğer bu yazıyı yazarken abarttığımı düşünenler varsa yanılıyorlar, bilakis burada birçok başkalarından tecrübe etmiş olduğum ağır sözler de yer almamaktadır. Bir de kilolu eşlerini aldatan erkekler vardır. Bunlar esasında bitmiş bir ilişkinin ardından eşlerini aldattıklarını kabullenmek yerine sürekli eşlerine son senelerde ne kadar kilo aldıklarından, bakımsız ve sıkıcı olduklarından ve daha birçok başka konulardan şikayette bulunurlar. Amaç eşlerine kendilerini iyice kötü hissettirmektir. Esasında ha dayak atmışsın ha da bu sözlerinle kadınları dövmüşsün ne fark eder? hatta kimi zaman bir kadın için söylenen bir sözün yarası öyle ağırdır ki tokat atarak yapmış olduğunuz kızarıklık, morluk geçse bile kalpte açılan bir yara hiç kapanmamak üzere oracıkta kalıverir. Erkekler kendilerini suçlu hissetmek yerine karısını suçlu hissettirmeyi tercih eder. Bunu da sözsel tacizlerle çok güzel yerine getirirler.

    Bir de kadınlar vardır ki kendi kendilerine tacizde bulunurlar. Başkalarının bu işi görev edinmesine gerek yoktur. Kilolarından ve görüntülerinden o kadar muzdariplerdir ki, her an beyinlerinde bir ses: 'Bak, iğrenç oldun, şu haline bak, her tarafından yağlar fışkırıyor, kilo verene kadar hiç elbise almayacağım, haa tabii sen öyle deli gibi yemekler ye, ondan sonra da üzül, yok almayacağım hiçbir şey ve hiçbir yere de gitmeyeceğim, gör bakalım...! 'Daha geçen sene ne iyi duruyordum, offf selülitlerim felaket oldu, bu halde tabii kimse seni beğenmez, bu yaz kilo vermeden sana tatil filan yok, al bakalım cezanı.' Bu insanın kendine uyguladığı taciz değildir de nedir? Aynı zamanda sürekli hayatı ertelemekten başka birşey değildir. Biz kendimizi o kadar beğenmeyip sevmeyiz ki sonra da başkaları bizi beğenmeyip sevmedi mi üzülür söyleniriz. Kendimize o kadar ağır konuşuruz ki ruhumuzu en derinlerinden incitiriz. Sonra bekleriz ki başkaları bize iyi davransın. Tüm bunların üzerine en büyük cezayı da daha fazla yiyerek veririz.

    Artık bence uyanış zamanı geldi. Erkekler, kadınlara yapacağınız en acıtıcı tacizlerden birisi onun görüntüsüyle ilgili ağır konuşmanızdır. Kadınlar, kendinize yapacağınız en büyük taciz, ruhunuza ilettiğiniz negatif mesajlar ve duyarsızca yediğiniz bir ton yemektir. Artık kendinize ve etrafınıza daha iyi olmanın zamanı geldi de geçiyor bile... Şiddetli kadınlar en büyük şiddeti kendilerine uygularlar. UYANIN!!!

    Sevgililer Gününde, kendinize vereceğiniz en büyük hediye lütfen kendinizi SEVMEKolsun.

    (Her erkek veya her kadın yazdığım gibi değildir, çok anlayışlı olanları da vardır tabii ama ben sadece burada öyle olmayanlara değindim)

  • Son senelerde herkesin kafasını karıştıran kan grubuna göre beslenme düzeni acaba ne kadar doğru diye hep düşünmüşümdür. Bu konuyla ilgili fikirlerimi sizlerle paylaşmak istiyorum.

    Bu diyete göre sağlığınızın daha iyiye gitmesi, kilonuzu kontrol edebilmeniz ve yaşlanmayı önlüyor olmanız gerekiyor. Kan grubunuza göre bazı yiyecek türlerini tüketirken bazı türlerini tamamen diyetinizden çıkartmanız gerekiyor.

    Tüm dünyadaki değişik yemek kültürlerine, coğrafya yapılarına ve ekolojiye bakacak olursak bunun doğruluğunu tartışmak çok daha rahat olabilir. Kimi insanlara et çok dokunurken “ama kan grubuna göre dokunmaz o yüzden daha fazla ye” demek ne kadar doğru olabilir ya da kolesterolü yüksekse? Kan grubuna göre diyet tüm dünyadaki en sağlıklı en uzun yaşayan insanların beslenme tarzlarını tamamen gözardı etmektedir. Okinawa’daki Japonlara bakarsak tüm halk aşırı şekilde balık tüketirler ve de pirinç ve buna rağmen çok sağlıklı ve uzun yaşarlar. Bu nasıl oluyor peki? O zaman halkın en az yarısının farklı şekilde besleniyor olması gerekirdi.

    Esasında değişik diyetlere baktığımız zaman ortaya çoğu zaman şöyle bir senaryo çıkıyor:  O kadar çok kilo vermek istiyoruz ki, ne olsa yapmaya denemeye hazırızdır. Sunulan hiçbir diyetin arkasında acaba klinik çalışma var mıdır yok mudur demeden hemen üstüne atlarız. Benim, siz okuyuculardan ricam, herhangi bir diyete başlamadan önce, o diyetle ilgili ciddi araştırmalar yapmanızdır. Ama en azından yapacaksanız daha bilinçli bir şekilde yapmanızı tercih ederim. Gerçi ben diyetlere inanmıyorum. Tüm dünyada diyet yapanların yüzde 98’i kilolarını fazlasıyla geri alıyorlar. Eğer diyet doğru bir şey olsaydı ve işe yarasaydı bu kadar insan tekrar kilo almazdı. Kişi diyet psikolojisine girdiği andan itibaren sürekli “diyetim bitince istediğim herşeyi yiyeceğim” hayaliyle yaşar, ve nitekim “DİYET” bittikten sonra da saldırmaya başlar, çünkü bir müddet kendine yasaklar koymuş ve aklı ruhu hep o yemediği yemeklerde kalmıştır. Sonra da hepsine saldırır.

    Kilo vermenin ilk yolu kendimizi sevip ona değer vermemizden geçer. Şöyle düşünün bazen sahip olduğumuz çantamız ayakkabımız bile çok daha değerli oluyor. Kirlenmesin, pislenmesinler diye yere koymayız, yağmurlu havalarda bazen daha eskimiş ayakkabılarımızı giyeriz. Oysa sıra kendimize geldiğinde düşünmeden çöp kutusu gibi vücudumuza yükleniriz.

    Bu yazıdan sonra sizden ricam, her sabah uyandığınızda aynanın karşısına geçip 21 kere “Seni Çok Seviyorum” demenizdir.

    Sevgi ve ışık daima sizlerle olsun.

  • Merhaba Ben Kapitalizm!

    Küçük kızlarınızı Barbie Bebeklerle büyüttüm, bugün sizden estetik operasyon için para istiyorlar diye neden şaşırıyorsunuz!

    Çıkarlarım uğruna kocaman bir moda endüstrisi yarattım!

    İstediğimi de elde ettim, 17 yaşındaki kızların çoğu dış görünüşlerinden rahatsız.

    Ben Kapitalizmim! Bir kadının bir moda dergisini 15 dakika karıştırması kendi vücudunu beğenmemesine yetiyor!

    Ben Kapitalizmim ve bakış açınızı öyle bir değiştirdim ki, hırsız bir CEO'nun hayat hikayesi sizin için "azim ve başarı hikayesi" olabiliyor.

    Ben Kapitalizmim ve ortalama bir insanın günde 5.5 saat TV izlediği, kitap okumadığı, tiyatro ve sinemaya çok az gittiği bir toplumda alaşağı edilmek gibi bir kaygım yok!

    Ben Kapitalizmim ve Steve Jobs tabii ki çok önemli biriydi, ancak %1'inizin ihtiyacı olan makineleri 3. Dünya Ülkelerinde, ucuz işçilerle üretmekte çok başarılıydı..

    Elbette bütün kapitalistler birer "aziz" gibi konuşacaklar, tıpkı Bill Gates gibi, 150 milyon dolarlık 66.000 m2 bir evde yaşayan bir aziz!

    Ben Kapitalizmim ve benim yüzümden ortalık miras kavgaları yüzünden kanlı bıçaklı olmuş akrabalarla dolu.

    Her yıl 20 milyon çocuk açlıktan ölürken siz bir koşu bandının üstünde fazla yağlarınızı eritmek için ter döküyorsunuz!

    Ben Kapitalizmim ve benim yüzümden dünyada 600 milyon obez ve 1.4 milyar aç insan var!

    Ben Kapitalizmim ve Starbucks için kahve üreten bir çiftçinin oradan bir bardak kahve satın alabilmesi için 3 gün çalışması gerek!

    Ben Kapitalizmim ve Uzak Doğu'da 6-12 yaş arası kızlar 200$ gibi komik bir paralarla seks kölesi olarak satılıyorlar.

    Ben Kapitalizmim ve "serbest piyasa ekonomisi" dünyanın en büyük yalanı.

    Ben Kapitalizmim ve Amerikalıların % 24'ü eğer milyarder olmaları için bütün ailelerini reddetmeleri gerekecekse, bunu yapabileceklerini söylüyor.

    Ben Kapitalizmim ve kadınlara sesleniyorum! Lütfen birer obje haline geldiğinizi aklınıza getirmeden Victoria's Secret'a koşun.

    Victoria's Secret ülkelerine Türkiye de eklendi, avuç içi kadar çamaşıra 80$ verince çok mutlu olacağınızı garanti ediyorum!
    Aşağıdaki yazı alıntıdır ve ben hakikaten katılıyorum.. Çok acı ama gerçek!

    Ben Kapitalizmim ve 15 yaşındaki bir çocuğun iPad alabilmek için böbreğini sattığını duyunca zevkten dört köşe oldum!

    Ben Kapitalizmim ve Madonna'nın sadece Londra'da 8 evi var, ortalama 600 evsize barınak olabilecek büyüklükte.

    Ben Kapitalizmim ve Tayland'da Disney fabrikası için çalışan bir çocuğun Disneyland'e girecek parayı çıkarması için 55 gün çalışması gerek.

    Afrika kıtası dünyanın altın rezervlerinin % 90'ını elinde bulundurmasına rağmen, dünyada sadece 4 tane Afrikalı milyarder var.

    Ben Kapitalizmim ve Afrika kıtasından her sene 8.5 milyar $ değerinde pırlanta çıkıyor, kıtanın açlık sorununu çözmeye yetecek miktar...

    Ben Kapitalizmim ve siz pırlantalara bayılırsınız, Hindistan'da 1 milyon kişi günde 1.2 dolar kazanarak o pırlantaları üretiyorlar.

    Dünyayı sarışın kadınların güzel olduğuna inandırdım, bu yüzden Asya kıtasında 300 milyon kadın düzenli olarak beyazlatıcı sabun kullanıyor.

    Ben Kapitalizmim ve sizin hayatlarına özendiğiniz Hollywood yıldızlarının % 64'ü kokain bağımlısı.

    Ben Kapitalizmim ve yılda 20 milyon çocuk açlıktan ölürken siz aynı tişörtü haftada iki kez giymeye utanıyorsunuz.

    Ben Kapitalizmim ve siz hangi tanrıdan bahsediyorsunuz, artık farkına varın, taptığınız tek tanrı benim!

    Ben Kapitalizmim ve siz hangi tanrıdan bahsediyorsunuz, Müslümanlar 5 yıldızlı Kabe manzaralı otellerinde, "ibadet" ederlerken?

    Ben Kapitalizmim ve siz hangi tanrıdan bahsediyorsunuz, bütün dünya Hıristiyan bayramı Noel'i sırf alışveriş yapıp eğlenmek için "kutlarken"?

    ABD'de 7 milyon evsiz insanın olduğundan kimsenin haberi yok çünkü TV'de gördüğünüz Amerikalıların hepsi havuzlu villalarda yaşıyorlar.

    Ben Kapitalizmim ve yine başardım! Bütün kadınları dolapları tıka basa dolu olduğu halde giyecek hiçbir şeyleri olmadığına inandırdım.

    Dünya nüfusunun % 50'si dünya kaynaklarının ve zenginliklerinin % 1'ine sahip.

    Dünya nüfusunun % 1'i dünya kaynaklarının ve zenginliklerinin % 50'sine sahip.

    Ben Kapitalizmim ve bankacılar benim evlatlarım.

    Amerikalıların % 85'i eğer ekonomik durumlarını iyileştirebilecekse faşist bir hükümeti seçebileceklerini söylüyor. İşte bu kapitalin gücü!

  • Boyu 1.65, kilosu 52'ydi. Liseyi bitirmeye hazırlanırken birden 12 kilo aldı. O günden sonra Türkiye'de gitmedik diyetisyen, Amerika'da kullanmadık yöntem bırakmadı. Hayatının 10 yılını kilo sorunuyla mücadele ederek geçirdi Didem Kanca Üstay: Zayıflayıp zayıflayıp, sonra yine balon gibi şişiyordum, diyor. 50-80 kilo arasında inip çıkmaktan bitap düştü. Finans eğitiminin yanısıra, beslenme uzmanlığı eğitimine başladı. Hatta yüksek lisans yaptı. Yine de bilgisini kendisine uygulayamıyordu. Taa ki bir arkadaşının sözü üzerine yeme isteğinin gerçek nedenini keşfedene kadar. Şimdi 31 yaşında, 49 kilo. Diyetisyen. "Pazartesi Diyete Başlıyorum" adlı bir kitap yazıyor. Hikayesini önceden bize anlattı.

    Lise ikinci sınıfta yaz okulu için Amerika'ya gittiğimde başladı kilo sorunum. Altı haftada 12 kilo aldım. Dönüşte, uçaktan iner inmez annem beni zayıflama merkezine götürdü. İlk hafta 3 kilo verip, sonra soluğu tatlıcıda aldım. Okul açıldığında eteğime sığamadım, annem genişletti. Zayıflama merkezine gittiğimi herkesten sakladım. Zaten birkaç seans sonra bıraktım. Sürekli yürümeye başladım. Karaköy'den Boğaziçi Üniversitesi'ne oradan da Şişli'ye... Tanıdıklar annemi arayıp "Didem'i TEM'de yürürken gördük" diyordu. Bir yandan da deli gibi yiyordum; mesela iskender üzerine perde pilavı! O sene 18 kilo verdim, 52 kiloya indim.

    1994'te Amerika'da üniversiteye başladım. Annem, aman kızım tekrar kilo alma, demişti. Matematiği seviyordum, finans eğitimine başladım. Fakat sevmedim. İlk dönem 10 kilo aldım. Hıristiyanların 40 günlük oruçları gibi 40 gün çikolata, fıstık ezmesi yemedim. Sonra yine saldırdım tabii.

    BİR ÇİKOLATA BİLE DİYETİ BIRAKMAMA YETİYORDU

    Bir arkadaşım, kuzeninin bir zayıflama hapıyla çok kilo verdiğini anlatmıştı. Ablamla doktora gittik. Reçetemize yazması için ablam cebine ağırlık bile koydu. Ağız kuruluğu yapan bu ilaç yüksek miktarda kafein içeriyor. Aldığımda, kalbim yerinden çıkacak gibi atıyordu. Sabahlara kadar ayaktaydık. Kilo vereceğiz ya mutluyuz. Verdik de. Ama o dönem bu ilaç yüzünden çok kişi öldü. İlaç piyasadan kaldırıldı.

    İlaç sayesinde 54 kiloya inmişken, göğüslerimi de küçülttürdüm. Ama üniversitenin ikinci yılında tekrar deli gibi yemeye ve hemen ardından da tabii yine diyete başladım. Ama bir küçük çikolata bile diyetten vazgeçmeme yetiyordu. Amerika'dayken Türkiye'ye dönünce kiloma dikkat edeceğim diyordum, Türkiye'deyken de Amerika'ya gidince... İkinci dönemde 75 kiloyu buldum. Yazın annem diyetisyene götürdü. Diyetisyen "şu etin üzerine bu baharatı koy" diyordu. İnsanların içinde bunu yapmaya utanıyordum. Sonunda onu da bıraktım. Hiçbir giysi üzerime olmadığından eşofmanla geziyordum. Gece dışarı çıkamıyor, evde kalıp ağlıyordum.

    İTALYAN'IN BEĞENMEDİĞİNİ ZENCİ ÇOK ÇEKİCİ BULDU

    Amerika'da yeniden okula başladığımda ilk kez baskülde 80'i gördüm. Zaten daha sonra tartıya bakmaz oldum. Vitamin alıp aç gezdim. O sıralar Matteo adında bir İtalyan'dan hoşlanıyordum. Bisiklet yarışlarına katılmış, kayak birincilikleri almış, atletik yapılı biriydi. Sürekli sporla kilo vermemi söylüyordu. Koşuya çıkacağız, diyordu; ben de peşinden koşuyordum. Soğukta koşmaktan bronşit oldum. Şimdi hatırlarken bile kalbim daralıyor! Matteo bir gün "Erkek arkadaşlarım gibisin, onlar kadar yiyorsun" deyince çok üzüldüm. Bu stres bana daha da fazla kiloya patladı. Zaten ilişkimiz beş ayda bitti.

    Ablamla yürüyüşleri sürdürdük. Bir gün zenci bir postacı arkamızdan "Merak etmeyin bayanlar herşey yerli yerinde, süper" diye bağırınca çok sevindik. En azından kiloluları da beğenen erkekler vardı. Step yaptım, kondisyon bisikletiyle çalıştım, dizlerimi incittim. Vikram Yoga yaptım: Terleyince kilo verdim zannediyorsunuz, halbuki bunun zayıflamayla ne alakası var?

    ABLAM SEN NİYE BESLENME UZMANI OLMUYORSUN DEDİ

    Üniversitenin son senesinde okulun beslenme uzmanına gittim. Beni sabırla dinledi. O kadar etkilenmişim ki ablama anlattığımda "Sen niye beslenme uzmanı olmuyorsun" diye sordu. Bu soru hayatımı değiştirdi. Finans okuyordum ama bir yandan okulda beslenme dersleri almaya başladım. Bu arada başka yöntemler denemeye de devam ediyordum. Haftalık kalori ihtiyacınıza göre yemek veren bir sisteme katıldım. Verdikleri yemeği buzluğa koyup, vakti geldikçe ısıtıp yiyorsunuz. Yemin edip 40 gün sürdürdüm, 10 kilo verdim. Tabii diyet bitince yine gerisin geri.

    Tam da o sıralarda ıvır zıvır hiç yemeyen, çok zayıf bir erkek arkadaşım oldu. Bir senede farkına bile varmadan 25 kilo verdim. Anladım ki kadınlarda duygusal yeme eğilimi çok fazla. Erkek arkadaşım sayesinde gece açlık krizlerim bitti. Zaten o da "Adam gibi ye, önemli değil" diyordu. O öyle yaklaştıkça, ben de kilo veriyordum. Yaz okulu için kısa süre uzaklaştığımda tekrar 65 kiloya çıktım. Bir araya gelince 54 kiloya indim. Ayrıldığımızda yine 70'ler...

    HAKLIYDI, YALNIZLIĞIMI YEMEKLE TELAFİ EDİYORDUM

    Klinik beslenme yüksek lisans programına başlamıştım ama bilgimi kendime uygulayamıyordum. İyi olmadığını bile bile Atkinson diyetini bile denedim. Bir dostum "diyetisyen olacaksın ama şu haline bak" dedi. Doğru söylüyordu. O kiloyla güven veren bir diyetisyen olamazdım.

    Anne-kız bir aylığına Florida'da bir merkeze gittik. Kan değerlerim annemden kötüydü. Çiğ sebze yedirip, suyunu içirdiler. 55 kiloya indirdiler, yine kalıcı olmadı. Kilo alıp vermekten o kadar yorulmuştum ki. Ne güzel olmuşsun diyenler, iki ay sonra yeniden şiştiğimi görüyordu. Sadece kadınlara açık bir merkezde, bir haftada dört kilo verdim. Alanımla ilgili çalışmalar yapıyorum o yüzden buradayım, diyordum halbuki zayıflamak için gidiyordum. İşin garibi, çalıştığım hastanede de bütün diyetisyenlerin yeme sorunu vardı. Yine en zayıfları 65 kilo ile bendim. Bir gün New York'lu bir arkadaşımın karşısında ağlıyordum: Elimde değil, gece eve döndüğümde deli gibi yiyorum, ne yapacağım? "Ailenden uzakta, yalnızsın. Belki ondandır" dedi. O kadar haklıydı ki. Aslında yalnızlığımı yemekle telafi etmeye çalışıyordum. Kriz anı geldiğinde artık kendime doğru soruyu soruyordum: Şu anda neden yemek istiyorsun?

    2004'te Türkiye'ye dönünce tezimin doğruluğunu daha iyi anladım. Her şey düşüncede bitiyormuş. Eşimle tanıştığımda 53 kiloydum. Çevredeki zayıf kadınları takdir etmesinden alınıp, kilo verme baskısı hissettim. Kendimi başkalarıyla karşılaştırıyordum. Yine kilo almaya başlayınca sonunda kendime "sakin ol, bir tane Didem var, kendini sevmezsen başkası da sevmez, insanlar seni sen olduğun için seviyor" dedim. Yine kilo vermeye başladım. Şimdi bana danışanlara bunu anlatıyorum. Yemeği hayatlarındaki diğer eksikliklerin yerine koymasınlar. Yeme ihtiyacının psikolojik kaynağını bulunca sorun kalmaz. Ama nedenini bulamazsa, benim gibi yıllarca kiloalır verir, alır verir.

    YEMENİN YÜZDE 50'Sİ PSİKOLOJİ

    Didem Kanca Üstay 10 yıl boyunca kilo verme ile ilgili onlarca yöntem denedi ve sonunda diyetisyen oldu. İstanbul Dragos'ta SAYASA (Sağlıklı Yaşama Sanatı) isimli bir bir merkezi var. Şu anda 49 kilo, bundan aşağıya da inmek istemiyor: "Canınız bir şeyi çok istiyorsa yiyin. Ama psikolojik olarak değil, gerçekten vücudunuz onu istediği zaman! Hep şöyle diyorum: Yeme nedeni yüzde 50 fizyolojik ise, yüzde 50 de psikolojik.

    GİTMEDİĞİ DOKTOR DENEMEDİĞİ YÖNTEM KALMADI

    • Zayıflama merkezi
    • Çılgın yürüyüşler
    • Hıristiyan orucu
    • Öldüren haplar
    • Diyetisyen kontrolü
    • Açbilaç vitamin orucu
    • Atletik İtalyan eziyeti
    • Step, kondisyon, bisiklet
    • Bikram yoga
    • Beslenme dersleri
    • Buzluk-kalori sistemi
    • Atkinson diyeti
    • Beslenme master'ı
    • Florida zayıflama merkezleri
    • Kendiyle barışma yöntemi
  • Kendimi bildim bileli hep daha zayıf olma çabasında oldum. Hani çevrenizdekilerin "Aman canım neren kilolu sen de saçmalıyorsun, balık etisin sen" dediği bir görünüm. Ama mutlu olmadığımdan birçok diyetisyene gittim. Vermem gereken hep 4-5 kilo vardı, vermesine veriyordum ama sonrasında da hemen alıyordum. Doğum sonrası bu kilo beni daha da rahatsız etmeye başladı. Bir gün arabayla geçerken SAYASA'yı gördüm, merak edip içeriye girdim. Muhteşem huzurlu, tertemiz bir mekan... Işıl ışıl parlayan, güler yüzlü, hayat dolu, güven veren bir kadınla karşılaştım... Ertesi hafta hemen programa başladık. Zayıflama programı demeyeceğim, beslenme alışkanlıklarını değiştirme programıydı bu. Didem daha önce hiç alışık olmadığım bir yaklaşımla başladı olaya. Uzun vakit ayırarak sadece beslenme alışkanlıklarımı değil, hayatımla ilgili de konuştu benimle... Bitmeyen mide ve baş ağrılarımı da konuştuk. Mutsuzluklarımı da...

    Bana çiğ sebze dokunuyor dediğimde, "Tamam o zaman yemek zorunda değilsin, vücudunu dinle" dedi. Akşamüstü 2 galetan var dediğinde, "Didem ne olur kepekli tost ver beni çok mutlu ediyor" dedim, tamam dedi. Benim canım bugün çikolata istiyor dediğimde "Ben de dün tüm gün sadece çikolata yedim, ama bugün çok çok dikkat ediyorum," dedi. Didem'in programında  "Yasak" yoktu. Kilo vermeni engelleyen birşey mi yedin? Hemen dengele... Ya da onu yerken gözünü kapa, zevkini çıkart, zaten daha fazla yemek istemeyeceksin... Ve sonuçta çaktırmadan, inatlaşmadan vermek istediğim kiloyu verdim. Didem diyetisyen kimliği altında çok fazla alt kimlik taşıyor. O aynı zamanda bir psikolog, bir yaşam koçu. Herkesin hayatında olması gereken biri... Herşey için teşekkürler Didem'ciğim. 

    Pınar Korkmaz

  • İçindekiler:
    300 gr tavuk göğsü
    2 yemek kaşığı zeytinyağı
    1 küçük soğan
    1 çarliston biber
    1 çorba kaşığı köri
    100 gr yağsız yoğurt
    Tuz

    Yapılışı:
    300gr. tavuk göğüs etini ince dilimler halinde doğrayın.
    2 yemek kaşığı zeytinyağında 1 küçük soğan ve 1 adet çarliston biberi kavurup tavukları ekleyin. 
    1 çorba kaşığı köri ve 100gr. yağsız yoğurdu ilave edip 20 dakika pişirin. 
    Tuzunu piştikten sonra atın.

    1 kişilik kalori: 278
    1 kişilik protein: 13 gram

    Smile Fosfor  Smile Potasyum  Smile Selenyum  Smile Vitamin K

  • Ben 17 yaşımdan beri fazla kilolarım ile uğraşıyorum. O tarihte fazla kilom sadece 5 kilo idi. Yıl 1977 diyet sektörü bu kadar gelişmemişti. Büyük bir üniversite hastanesinde doktorun yönlendirdiği uzman bir diyetisyen eşliğinde bir ay içinde bu kiloyu verdim. Ancak esas sorun benim için yeni başlamıştı. Çünkü hiçbir zaman sıfır beden değildim ve vücut yapım ve genlerim buna müsait değildi. Gençlik yıllarımda hep balık etli hatta bazılarına göre şişman bir kızdım. Sosyal çevremde herkes yüzümün ne kadar güzel olduğunu ama biraz kilo vermem gerektiğini söylüyordu. Ben de 35 yaşıma kadar daha fazla kilo vermek ya da kilomu muhafaza etmek için büyük mücadele verdim. Haftada birkaç gün iş çıkışı spora da gitmeye başlamıştım. Bir çok diyet yaptım, hatta açlık diyetine (buna diyet denmez ama) bile girdim ama asla toplumun değer yargılarına göre istenilen zayıflıkta olamadım. Toplumun üzerinde yarattığı baskı ile o yıllarda hayatı kendime zehir ettim. Şimdi geriye baktığımda bütün bunların yanlışlığını ve gereksizliğini görebiliyorum.

    Daha sonra 2001 yılında özel hayatımda yaşadığım tramva niteliğinde iki olay nedeniyle kilo almaya başladım. Bir zaman sonra fazla kilolarım maalesef 20 kiloya vardı. Üzüntülerim nedeniyle sporu bırakmıştım ve yemek düzenim tamamen bozulmuştu. Ayrıca üzüldükçe karbonhidratlı gıdalara yönelmeye başlamıştım. Bu süreç 8-9 yıl sürdü. Bu arada gitmediğim diyetisyen ve uygulamadığım diyet kalmadı diyebilirim fakat kilo vermem çok yavaşlamıştı. 3-4 ayda zorla 5 kilo verebiliyordum. Dolayısıyla moralim bozuluyor ve diyeti bırakıyor sonra yeniden başlıyordum. Müthiş bir kısır döngüye girmiştim. Bu beni ruhen çok etkiledi. Ayrıca diyet yaparken sosyal hayattan da kopmaya başlamıştım. Arkadaşlarımla dışarı çıkamıyordum çünkü elimde listeler vardı, birçok şeyi yemem ve içmem yasaktı. Bu yıllarda tiroidimde de sorun çıktığını öğrendim. Önce haşimato sonra da hipotiroid oldum. Ama ben gene diyetlere devam ediyor kah alıp kah veriyordum. Birkaç yıl önce başka sağlık sorunlarım da ortaya çıktı ve ben 50 yaşına gelmiştim. Gittiğim tüm doktorlar sağlık nedeniyle kilo vermem gerektiğini söylüyorlardı. Kendi kendşme son bir kez bir diyetisyene gitmeye karar verdim ve bir arkadaşımın çok memnun kaldığı diyetisyen Didem Kanca Üstay'a gitmeye karar verdim. Didem Hanım'ın merkezi SAYASA ile tanıştım. Didem hanım diğer diyetisyenlere hiç benzemiyordu. Bana listeler ve kibrit kutusu ölçüleri dayatmadı. Bana daha önce kimsenin söylemediği birşey öğretti, "vücudumun isteklerini dinlemeyi ve daha birçok şeyle birlikte bunun benim için bir yaşam biçimi olmasını sağladı. Bu dönemde 6 kilo verdim. Sonra diyete ara vermek istedim. Koruma programına geçerek  pilates çalışmaya başladım. Pilatesin de insanın kas sistemi için inanılmaz faydalı olduğunu gördüm. Halen pilatese devam ediyorum, yaşadığım sürede de devam etmek istiyorum. Didem hanım ile verdiğim kiloyu korudum. Sonra birkaç kilo daha verdim. Şimdilerde son kalan fazlalıklarımı da vermek üzere 1 aydır diyet yapıyorum. Vermeye başladım. Nisan ayında istediğim kiloya düşeceğime inanıyorum. Bu yolda SAYASA ve Didem hanım bana desteklerini hiç esirgemiyorlar. Hepinize sonsuz teşekkürler. 

    Kilo problemiyle uğraşmak gerçekten çok zor birşey. Yaşamayanların bunu kolay kolay anlayabileceğini düşünmüyorum. Ayrıca toplumun dayatmaları da biz şişman insanların ruh sağlığını gerçekten çok olumsuz yönde etkiliyor. Suçluluk duygusu ve komplekslere kapılmamıza sebep oluyor. Bu yok zor ama artık başarılabilir diye düşünüyorum. Herkese sevgiler.

  • Klinik deneylerde farelere çok miktarda çikolata, cheesecake ve sosis verildiğinde elektrik şoku geleceğini bilmelerine rağmen yemeye devam ettikleri görülmüş. Buradan çıkan sonuç şöyle: acı çekeceklerine bilmelerine rağmen lezzetli yemekleri yemişler. 
    İnsanlar için de bunu şöyle düşünebiliriz: Bir kere bu tarz yemeklere bağımlılık yaptılar mı her ne kadar kilolu olmaktan ya da hastalıktan acı bile çekseler bu yiyecekleri bırakmaları zor olabilir. Önemli olan vücutlarımızı o noktalara taşımamaktır. 

  • Amerika'da üniversite okumaya gelmeden önce çok çok kilolu değildim, ama her gün yeni bir diyet deneyip biraz daha kilo vermek istiyordum. Hiçbir zaman başarılı olamasam da o zamanlar çok kilolu sayılmazdım. Herşey Amerika'ya geldiğimde değişti. Büyük porsiyonlar, derslerin verdiği stres, aile özlemi derken kendimi kaybettim ve yemeği olumsuz hislerimi bastırmak için kullanmaya başladım. Canım sıkıldığı zaman saat kaç olursa olsun kendimi dışarıya atıp köşedeki markete gidiyordum ve bir koca poşet dolusu çikolata, şeker alıp geri dönüyordum. Herşey yarım saat içinde midemdeki yerini alıyordu. Sonrasındaki pişmanlık ta çabası.

    Bu böyle dört yıl devam etti. Orada da bütün diyetleri, danışmanları denedim, ama hiçbir sonuç alamadım. Sonuncu senemin yılbaşı tatilinde İstanbul'a gitmiştim. Bir gazetede Didem'in verdiği röportajı okudum. Sanki kendi hikayemi okuyordum. Ağlayarak gazeteyi anneme gösterdim ve 'Anne, ben doğru kişiyi buldum' dedim. Didem'in başından geçenler benimkinden farksızdı ve beni çok iyi anlayacağından emindim. İlk görüşmemiz ben Amerika'ya dönmeden hemen önce oldu. Ama o kısa zamanda bile kafamda bazı şeyler değişmeye başladı. Diyetlerin boyundurluğundan kurtulmanın zamanı geldiğini anladım. Aynı zamanda kendi vücudumdan ne kadar koptuğumun farkına vardım.

    Artık açlık hissi diye birşey kalmamıştı bende. Çünkü vücudumu dinlemeden aç veya tok sürekli yiyordum. Üniversite son dönemimi bitirip mezun olana kadar kilomda bir değişiklik olmadı. Ama bu dönem süresince Didem ile e-mailleştik ve kendimi psikolojik olarak değişime hazırladım. Temmuz ayının başında İstanbul'a döndüğümde artık hazırdım. Didem'i düzenli olarak görmeye ve pilatese başladım. Başta beni en çok zorlayan tekrar vücudumu dinlemeyi öğrenmek oldu. Bütün yaptığım diyetler ve kısıtlamalar vücudumu o kadar alt üst etmişti ki, tokluk hissini farketmeyi yakalamak biraz zaman aldı. Fakat daha sonrası mucize gibiydi. Yaklaşık 1.5 sene içinde 22 kilo verdim ve geri almadım. Hala arada sırada kendimi kaybettiğim ve çok yediğim zamanlar oluyor. Ama artık paniklemiyorum. Vücudumu dinlediğim sürece o dengeyi tekrar bulacağımı biliyorum. Didem'e panik içinde 'Çok korkuyorum Didem' diye attığım maillarıma Didem korkmamam gerektiğini ve yediğimin kontrolünün tamamen bende olduğunu söyleyerek cevap veriyor. Artık 'Battı balık yan gider' mantığından vazgeçtim. Bugün çok yersem, yarın az yiyyorum ve bu şekilde kilomu koruyorum.

    88 kilodan 66 kiloya düştüm ve şimdi hedefim olan 59 kiloya ulaşmaya çalışıyorum. Ama artık acelem yok. Yavaş yavaş yediğimin tadına vara vara hedefime ulaşacağımdan eminim. Başladığım noktaya bakılırsa inanması zor ama şimdi pilates eğitmenliği eğitimi almaya hazırlanıyor ve yeme bozuklukları terapisinde master (yüksek lisans) yapıyorum. Didem'in dediği gibi, hayatta başımıza gelen herşeyin bir nedeni var... Benim kilolarla mücadelem de hayatta gerçekten yapmak istediklerimi öğretti bana. Tam anlamıyla hayatımı değiştiren, yediklerimden zevk almayı öğreten Didem'e, canım dostuma binlerce teşekkürler, sevgiler...