Başkalarına Göre Ben

Eşim Murat Üstay: Mutluluğu başkalarını mutlu etmekte bulmuş bir melek.

Ablam Nesrin Kanca Kotan: Hayalperest bazen şaşırtıcı derecede... Çocukken onun okuyamayacağını düşünürdüm. Sabahları birlikte ders çalışmak için kalkardık okul öncesi. Sorduğum soruların hiçbirine cevap veremezdi. Onun yerine ben ağlardım sınavlardan evvel ve anneme derdim ki Didem'den çok bir şey beklemeyin kapasitesi düşük. Halbuki o hayal aleminde yaşıyormuş. Ortaokuldan sonra öyle başarılı işlere imzasını attı ki hepimizi utandırdı. Sevdiği işi yaparken son derece özverili, çalışkan ve disiplinlidir. Aşırı romantik, önce ben der, ve seyahat etmeyi sever. Çocukluğundan beri yavaş yemek yer, eğer karnı aç ise ve yemek hazır değilse onun etrafında olmak istemezsiniz, sessizleşir ve bazen asabi bile olur. Yemeğin önce en az sevdiği kısmını yer, en sona en lezzetli kısmını bırakır ve bu durumda yemeğini paylaşmaktan hoşlanmaz.

Arkadaşım Turgut Kağıtçı: Sarı renkte doğal saçlarıyla tüm sarışın fıkralarını yalancı çıkartacak kadar zeki, çalışkan bir iş kadını, hırslı bir öğrenci, hırslı bir öğretmen, iyi bir diyetisyen, kıymet bilen, hatır soran, kadim bir arkadaşımdır.

Danışanım Gönül Dursun: Hayatta vermenin almadan mümkün olabileceğini gösteren ve hayatımdaki tüm olumsuzlukları kabul ederek onları iyileştirirken bana ışık olan öğretmenim, arkadaşım.

Dostum Gözde Çiftçioğlu: Sene 1992, Didem ile sınıf arkadaşıyız ve ben su çiçeği oldum! 15 gün okula gitmek yasak! Bu 15 gün boyunca Didem her gün ders notlarını kendi defterine yazdığı gibi benim defterlerime de yazıp her gün evime getirdi. Sanırım bu gerçek hikaye dostluk, destek, fedakarlık anlamında Didem'in ne kadar müthiş bir kişiliğe sahip olduğunu kısaca özetlememe yardımcı oluyor. Unutmayalım ki insan 7'sinde neyse 70'inde de odur. Kendisinde bitmez tükenmez pozitif bir enerji mevcut. Mesleğindeki başarısını şahsen bu enerjiye ve de insanları çok iyi dinleyip anlayıp destek olma konusundaki kabiliyetine bağlıyorum. Saatlerce konuşup zamanın yetmedığı bir dost... Çok azimli, çalışkan, yardımsever, seyahat etmeye ve hep yeni şeyler öğrenmeye bayılan bir kişilik... Dostluğunu hiçbir şeye değişmeyeceğim müthiş bir kişi...

Ablam Hümeyra Kanca: Yemeğin lezzetlisi, tatilin sık sık ve şakaların en görülmedik olanları, dürüstlüğü, açıklığı, sezgiselliği ile adeta bütünleşmiştir. Nerede muhteşem bir restaurant, görülmeye değer bir şehir, kasaba hatta köy var, arayın listesine kaydedecek ve ne yapıp edip üzerini çizene kadar aklından çıkarmayacaktır! En önemli özelliği çok çabuk negatif durumlardan sıyrılabilmesi ve en zor zamanlarda bile olumlu ve tevekkül sahibi olabilmesidir. Sıkıntılı anlarda "Que sera sera" en çok başvurduğu ve en etkili çözüm yoludur. Çabuk öfkelenebilir, işler kendi kontrolünden çıktığı zamanlarda özellikle aç kalırsa asabileşebilir... Esnektir... Eleştirilere ailenin en küçüğü olmasından dolayı ister istemez açık olmayı öğrenmiştir ve çok güzellikle idare eder... Sevgi ve ilgi bekler... Sevdiklerini asla ihmal etmez... Düşünür, korur kollar... Hediye vermeden duramaz!... Ölümden korkmaz, öbür taraf bu taraf diye ayırım yapmaz yaşadığı her günün tadını çıkarıp hakkını vermek ister... Bazen topraklanmakta zorlanır ama gayretlidir... İnandığı şeylerin peşinden adeta hipnotize olmuşçasına gider... Ve de pek yanıldığı görülmemiştir... Güzel bakar... Kıskançlık yaptığına hiç şahit olmamışımdır... Paylaşır... Yaşamı kolaylaştırıp tatlılaştırır... Güzel gözleriyle bazen buralardan uzaklara dalar gider ama gene de sizinle kalabilmek için gayret sarf eder... Komiktir, güldürür... Canını yakmayın, o da sizi tatlı tatlı ısırır...
Dostum Fazıla Bahar: İçtendir. Samimidir. Yaratıcıdır. Vericidir. Sıcaktır. Anlattığını anlar. Yeni boyut katar. Fazla kilonun sadece depolanmış kalori olmadığını kimi zaman depolanmış acı, kimi zaman birikmiş sıkıntı, kimi zaman bastırılmış duygular oldugunu bilir. Kaçana göz yumar ama takip eder. Yakalanmak isteyeni yakalar. Didem insan tarafınıza dokunan bir diyetisyen ve benim dostumdur...
Didem Kanca Üstay Yazdır

Benim detaylı özgeçmişime http://www.sayasa.com/didemkanca.htm adresinden ulaşabilirsiniz.

Aşağıdaki yazı Ayten Serin'in benimle yaptığı ve 14 Aralık 2008'de Hürriyet gazetesinde yayınlananan röportajıdır. Benim nasıl diyetisyen olmaya karar verdiğimi anlattığı için sizlerle paylaşmak istedim.


KİLO ALIP VERE VERE DİYETİSYEN OLDU

Boyu 1.65, kilosu 52'ydi. Liseyi bitirmeye hazırlanırken birden 12 kilo aldı. O günden sonra Türkiye'de gitmedik diyetisyen, Amerika'da kullanmadık yöntem bırakmadı. Hayatının 10 yılını kilo sorunuyla mücadele ederek geçirdi Didem Kanca Üstay: Zayıflayıp zayıflayıp, sonra yine balon gibi şişiyordum, diyor. 50-80 kilo arasında inip çıkmaktan bitap düştü. Finans eğitiminin yanısıra, beslenme uzmanlığı eğitimine başladı. Hatta yüksek lisans yaptı. Yine de bilgisini kendisine uygulayamıyordu. Taa ki bir arkadaşının sözü üzerine yeme isteğinin gerçek nedenini keşfedene kadar. Şimdi 31 yaşında, 49 kilo. Diyetisyen. "Pazartesi Diyete Başlıyorum" adlı bir kitap yazıyor. Hikayesini önceden bize anlattı.

Lise ikinci sınıfta yaz okulu için Amerika'ya gittiğimde başladı kilo sorunum. Altı haftada 12 kilo aldım. Dönüşte, uçaktan iner inmez annem beni zayıflama merkezine götürdü. İlk hafta 3 kilo verip, sonra soluğu tatlıcıda aldım. Okul açıldığında eteğime sığamadım, annem genişletti. Zayıflama merkezine gittiğimi herkesten sakladım. Zaten birkaç seans sonra bıraktım. Sürekli yürümeye başladım. Karaköy'den Boğaziçi Üniversitesi'ne oradan da Şişli'ye... Tanıdıklar annemi arayıp "Didem'i TEM'de yürürken gördük" diyordu. Bir yandan da deli gibi yiyordum; mesela iskender üzerine perde pilavı! O sene 18 kilo verdim, 52 kiloya indim.

1994'te Amerika'da üniversiteye başladım. Annem, aman kızım tekrar kilo alma, demişti. Matematiği seviyordum, finans eğitimine başladım. Fakat sevmedim. İlk dönem 10 kilo aldım. Hıristiyanların 40 günlük oruçları gibi 40 gün çikolata, fıstık ezmesi yemedim. Sonra yine saldırdım tabii.

BİR ÇİKOLATA BİLE DİYETİ BIRAKMAMA YETİYORDU

Bir arkadaşım, kuzeninin bir zayıflama hapıyla çok kilo verdiğini anlatmıştı. Ablamla doktora gittik. Reçetemize yazması için ablam cebine ağırlık bile koydu. Ağız kuruluğu yapan bu ilaç yüksek miktarda kafein içeriyor. Aldığımda, kalbim yerinden çıkacak gibi atıyordu. Sabahlara kadar ayaktaydık. Kilo vereceğiz ya mutluyuz. Verdik de. Ama o dönem bu ilaç yüzünden çok kişi öldü. İlaç piyasadan kaldırıldı.

İlaç sayesinde 54 kiloya inmişken, göğüslerimi de küçülttürdüm. Ama üniversitenin ikinci yılında tekrar deli gibi yemeye ve hemen ardından da tabii yine diyete başladım. Ama bir küçük çikolata bile diyetten vazgeçmeme yetiyordu. Amerika'dayken Türkiye'ye dönünce kiloma dikkat edeceğim diyordum, Türkiye'deyken de Amerika'ya gidince... İkinci dönemde 75 kiloyu buldum. Yazın annem diyetisyene götürdü. Diyetisyen "şu etin üzerine bu baharatı koy" diyordu. İnsanların içinde bunu yapmaya utanıyordum. Sonunda onu da bıraktım. Hiçbir giysi üzerime olmadığından eşofmanla geziyordum. Gece dışarı çıkamıyor, evde kalıp ağlıyordum.

İTALYAN'IN BEĞENMEDİĞİNİ ZENCİ ÇOK ÇEKİCİ BULDU

Amerika'da yeniden okula başladığımda ilk kez baskülde 80'i gördüm. Zaten daha sonra tartıya bakmaz oldum. Vitamin alıp aç gezdim. O sıralar Matteo adında bir İtalyan'dan hoşlanıyordum. Bisiklet yarışlarına katılmış, kayak birincilikleri almış, atletik yapılı biriydi. Sürekli sporla kilo vermemi söylüyordu. Koşuya çıkacağız, diyordu; ben de peşinden koşuyordum. Soğukta koşmaktan bronşit oldum. Şimdi hatırlarken bile kalbim daralıyor! Matteo bir gün "Erkek arkadaşlarım gibisin, onlar kadar yiyorsun" deyince çok üzüldüm. Bu stres bana daha da fazla kiloya patladı. Zaten ilişkimiz beş ayda bitti.

Ablamla yürüyüşleri sürdürdük. Bir gün zenci bir postacı arkamızdan "Merak etmeyin bayanlar herşey yerli yerinde, süper" diye bağırınca çok sevindik. En azından kiloluları da beğenen erkekler vardı. Step yaptım, kondisyon bisikletiyle çalıştım, dizlerimi incittim. Vikram Yoga yaptım: Terleyince kilo verdim zannediyorsunuz, halbuki bunun zayıflamayla ne alakası var?

ABLAM SEN NİYE BESLENME UZMANI OLMUYORSUN DEDİ

Üniversitenin son senesinde okulun beslenme uzmanına gittim. Beni sabırla dinledi. O kadar etkilenmişim ki ablama anlattığımda "Sen niye beslenme uzmanı olmuyorsun" diye sordu. Bu soru hayatımı değiştirdi. Finans okuyordum ama bir yandan okulda beslenme dersleri almaya başladım. Bu arada başka yöntemler denemeye de devam ediyordum. Haftalık kalori ihtiyacınıza göre yemek veren bir sisteme katıldım. Verdikleri yemeği buzluğa koyup, vakti geldikçe ısıtıp yiyorsunuz. Yemin edip 40 gün sürdürdüm, 10 kilo verdim. Tabii diyet bitince yine gerisin geri.

Tam da o sıralarda ıvır zıvır hiç yemeyen, çok zayıf bir erkek arkadaşım oldu. Bir senede farkına bile varmadan 25 kilo verdim. Anladım ki kadınlarda duygusal yeme eğilimi çok fazla. Erkek arkadaşım sayesinde gece açlık krizlerim bitti. Zaten o da "Adam gibi ye, önemli değil" diyordu. O öyle yaklaştıkça, ben de kilo veriyordum. Yaz okulu için kısa süre uzaklaştığımda tekrar 65 kiloya çıktım. Bir araya gelince 54 kiloya indim. Ayrıldığımızda yine 70'ler...

HAKLIYDI, YALNIZLIĞIMI YEMEKLE TELAFİ EDİYORDUM

Klinik beslenme yüksek lisans programına başlamıştım ama bilgimi kendime uygulayamıyordum. İyi olmadığını bile bile Atkinson diyetini bile denedim. Bir dostum "diyetisyen olacaksın ama şu haline bak" dedi. Doğru söylüyordu. O kiloyla güven veren bir diyetisyen olamazdım.

Anne-kız bir aylığına Florida'da bir merkeze gittik. Kan değerlerim annemden kötüydü. Çiğ sebze yedirip, suyunu içirdiler. 55 kiloya indirdiler, yine kalıcı olmadı. Kilo alıp vermekten o kadar yorulmuştum ki. Ne güzel olmuşsun diyenler, iki ay sonra yeniden şiştiğimi görüyordu. Sadece kadınlara açık bir merkezde, bir haftada dört kilo verdim. Alanımla ilgili çalışmalar yapıyorum o yüzden buradayım, diyordum halbuki zayıflamak için gidiyordum. İşin garibi, çalıştığım hastanede de bütün diyetisyenlerin yeme sorunu vardı. Yine en zayıfları 65 kilo ile bendim. Bir gün New York'lu bir arkadaşımın karşısında ağlıyordum: Elimde değil, gece eve döndüğümde deli gibi yiyorum, ne yapacağım? "Ailenden uzakta, yalnızsın. Belki ondandır" dedi. O kadar haklıydı ki. Aslında yalnızlığımı yemekle telafi etmeye çalışıyordum. Kriz anı geldiğinde artık kendime doğru soruyu soruyordum: Şu anda neden yemek istiyorsun?

2004'te Türkiye'ye dönünce tezimin doğruluğunu daha iyi anladım. Her şey düşüncede bitiyormuş. Eşimle tanıştığımda 53 kiloydum. Çevredeki zayıf kadınları takdir etmesinden alınıp, kilo verme baskısı hissettim. Kendimi başkalarıyla karşılaştırıyordum. Yine kilo almaya başlayınca sonunda kendime "sakin ol, bir tane Didem var, kendini sevmezsen başkası da sevmez, insanlar seni sen olduğun için seviyor" dedim. Yine kilo vermeye başladım. Şimdi bana danışanlara bunu anlatıyorum. Yemeği hayatlarındaki diğer eksikliklerin yerine koymasınlar. Yeme ihtiyacının psikolojik kaynağını bulunca sorun kalmaz. Ama nedenini bulamazsa, benim gibi yıllarca kiloalır verir, alır verir.

YEMENİN YÜZDE 50'Sİ PSİKOLOJİ

Didem Kanca Üstay 10 yıl boyunca kilo verme ile ilgili onlarca yöntem denedi ve sonunda diyetisyen oldu. İstanbul Dragos'ta SAYASA (Sağlıklı Yaşama Sanatı) isimli bir bir merkezi var. Şu anda 49 kilo, bundan aşağıya da inmek istemiyor: "Canınız bir şeyi çok istiyorsa yiyin. Ama psikolojik olarak değil, gerçekten vücudunuz onu istediği zaman! Hep şöyle diyorum: Yeme nedeni yüzde 50 fizyolojik ise, yüzde 50 de psikolojik.

GİTMEDİĞİ DOKTOR DENEMEDİĞİ YÖNTEM KALMADI

  • Zayıflama merkezi
  • Çılgın yürüyüşler
  • Hıristiyan orucu
  • Öldüren haplar
  • Diyetisyen kontrolü
  • Açbilaç vitamin orucu
  • Atletik İtalyan eziyeti
  • Step, kondisyon, bisiklet
  • Bikram yoga
  • Beslenme dersleri
  • Buzluk-kalori sistemi
  • Atkinson diyeti
  • Beslenme master'ı
  • Florida zayıflama merkezleri
  • Kendiyle barışma yöntemi